Sabah Gazetesi röportajı: Sevgi ve manevi gelişim üzerine…

398
Sevgi Zekası
Sevgi Zekası

DSC_9176Aşkın esas yurdu cennettir

Aşkla İmtihan

23-Ağustos-2010

Sabah Gazetesi Ankara Ekinde, Yelda Cumalıoğlu’nun Muhammed Bozdağ ile yaptığı tam sayfa roportaj…

 Roportaj: Yelda Cumalıoğlu- Muhammed Bozdağ

-Neden bazı insanlar güne daha enerjik başlarlar, bazıları ise değil? Uyandığımızda neşeli olmak için özel bir formülünüz var mı? 

-Çünkü hem enerjik yaşarlar ve hem de hayata enerjik bakarlar. Kendinizi bir baraj gibi düşünün: Bütün biyolojik ve psikolojik enerji kanallarını açın ve kaçaklarını kapatın. Erken kalkan, yeterli uyuyan, düzenli spor yapan, bol su içen, doğal beslenen, zararlı maddelerden, yiyecek ve içeceklerden uzak duran insanın bütün hücreleri enerji üretir. Bu biyolojik canlılığa bir de psikolojik canlılık eklerseniz kuşlar gibi şen olursunuz. Yolu bellidir bunun. Kendinizden başlayarak hayatınıza kabul ettiğiniz her şeyi sevmek, her olayınızın iyi taraflarına odaklanmak, şükretmek, takdir etmek, güvenli, esnek, iyiliksever, meraklı, paylaşımcı davranmak enerjinizi zirveye çıkarır. Kötülüğe, karamsarlığa ve yıkıcı çevresel telkinlere kapılırsanız kaybedersiniz.

-Mutluluk başkalarına verilebilir mi? Yoksa mutluluk insanın düşünce şeklinde midir?

-Mutluluk insan kalbine gönderilen bir ilahi ihsandır. Sahte mutluluk geçici olandır, bencil zevklerin tadılması sürecindeki doyumsuzluğu arttıran sarhoşluktur. Gerçek mutluluğu varlıkta yoklukta, darlıkta dirlikte kalbinizden ve derinden hissedersiniz. Böyle bir mutluluğu kendinize ve başkasına zarar vermeyen ve sizi Yüce Yaradan’dan uzaklaştırmayan eğlencelerde bulursunuz. Dünyanın en mutlu insanlarının Vanuatu gibi en fakir ülkelerde yaşaması, mutluluğun haline razı ve hırstan uzak olma hissinden, yani şükürden doğduğunu gösteriyor. Üçüncü büyük mutluluk aracı da harekettir, yeniliktir, keşiftir, değişimdir.

Kalbi kapalı nankör bir bencil insanı mutlu edemezsiniz. Ancak güler yüzünüzle, ikramınızla, içinizdeki sevgiyle, çevreye yaydığınız tebessümle ve övgüyle kalbi kilitlenmemiş herkesi sevindirebilirsiniz. Birini mutlu mu etmek istiyorsunuz? Ona önemli, değerli olduğunu hissettirin, ona içten ilgi gösterin, bilmediği dünyaları keşfetmesinin yolunu açın.

-Aslında herkesin hayattan beklediği tek şey sevgi midir?

-Herkes hayattan mutluluk bekliyor. Ancak birçok insan mutluluğu yanlış yerde arıyor. Sevgi, şefkat, saygı, takdir, heyecan, övgü, ilgi, güven, iyilik hisleri mutluluk türündendir. Sevgiyi, Sevgi Zekası’nda ileri sürdüğümüz üzere,  tüm bunların ortak örtüsü gibi sayabiliriz.

Sevgi çemberiniz nefsinizin zevki kadarsa, zevkinize hizmeti bitenleri vefasızca kaldırıp atarsınız. Çemberiniz milletinizi aşar ve Yüce Yaradan’a uzanırsa, o zaman tüm yaratılanı sevebilir hale gelirsiniz. Sırf egosunu seven karadelik gibi bir karanlığa düşer. Yaradan’ı seven ise ışığıyla evrene yayılır.

Sevgi Zekası
Sevgi Zekası

– Bir yazınızda Allah`ında insanın sevgisini istediğini dile getirdiniz. Böyle muhteşem ve dengeli bir doğa yaratan Allah`a sizce sevgisizliğimizle hayal kırıklığı yaşatıyor muyuz? Sevgiyle dünyayı güzelleştirmek varken, neden bunca savaşlar, hızlı tüketim, kaos vs? Sizce dünya nereye gidiyor ya da sizce sevgiden giderek uzaklaşıyor muyuz?

-Allah insanı her açıdan sevgiyle donatıyor. Dünyanın en güzel elini, yüzünü, gözünü, kirpiğini, sesini, sözünü insana sunuyor. Onu dünyanın en şefkatli annesinin kucağında, en temiz sütle besliyor. Onu canını titreten bir eşle birlikte yaşatıyor. Bin bir çeşit lezzetler algılatan duygu zenginliğini onun kalbine veriyor. Yüce Yaradan her varlığı doğayla ilgili bir amaçla görevlendirmiş. Arılar yok olsa açlıktan ölürüz. Hâlbuki insan yok olsa doğanın dengesi bozulmaz. Çünkü Evren Saltanatının Sahibi, her şeyi insan için ama insanı kendisi için yaratmış.

Sevgiden uzaklaşmaz olur muyuz? Her çağda iniş çıkışlar yaşıyoruz. Ne ile eğleneceğimizi şaşırdık. Sanallık hayatımızı kuşattı. Değerimizle bağdaşmayan meşguliyetlerde tükeniyoruz. Şeytana kapılmak yerine ilahi ahlakı izleseydik bu huzursuzluk olmazdı. Aramızda bu kadar aç, garip, kimsesiz insan yaşamazdı. Ne var ki ilahî huzura çıkıncaya kadar seçimlerimizde özgür bırakıldık. Bu yüzden iyilikleri yaymak ve kötülükleri engellemek için çalışmakla sorumluyuz.

 -Ya aşk?

 -İnsan öz doğasından uzaklaşırsa aşk da genetiği değiştirilmiş ürünler gibi süslü püslü, ama kokusuz, tatsız, gıdasız, lezzetsiz hale geliyor. Şekilsel güzellik sektörü patlıyor ama ruhani güzellik ölüyor. Bir kere insan kalbinin esas ilahi ask için yaratıldığına inananlardanım. Beşeri aşk Yaradan aracılığıyla algılanmazsa bunalımdır, feryattır, ölümdür, ızdıraptır.

Aşkın esas yurdu cennettir. Orada insanlar bambaşka bedenlerde nuraniyetleri ölçüsünde diledikleri güzel sureti edinerek, aynı anda eşlerinin kopya bedenleriyle birlikte birden çok yerde, işte ve ortamda bulunabilecekler. Cennete göre çok küçük kalan dünya aşkı ise genelde hayallerle besleniyor. Evlenip gerçeği gören çabucak aşkını yitiriyor. Oysa eşler birbirlerine temizliklerinizi, titizliklerini, hizmetlerini, saygılarını, takdir ve teşekkürlerini ısrarla ve bozmadan korusalar aşklarını yaşatabilirlerdi.

-Boşanmalar konusunda birçok araştırmalarınız oldu. Evli bir insanın başkasına âşık olmasına nasıl bakıyorsunuz? Ya bu aşk için harcanan diğer kişiler?

-Bu durumun sebebi ne? Eşler birbirlerine özenmiyorlar. Evliliklerini çantada keklik görüyorlar. Yabancılar ise daha temiz, bakımlı, özenli, saygılı, ilgili görünerek gönül çeliyor. Nefsin baskısı ve şeytanın telkiniyle meraklı bir yalancı zevke atlıyorlar. Eşiyle sabah akşam tebessümle selamlaşamayan, günde yarım saatçik muhabbet edemeyen, bir hafta sonu olsun baş başa kalamayan eş bunalıyor. Oysa nikâh eşlerin birbirinin hayata edeple tutunmasına hizmet etmek için yapılan bir sözleşmeydi.

Yuva yapmak zor, yıkmak kolaydır. İhanet istemeyen ihanet etmesin. İhanet eden, diriliş günü her yaptığının saniye saniye açığa çıkacağını bilsin. İhanetin bedelini devlet, millet, çocuklar ve hatta tüm insanlık ödüyor. İlle de başkasıyla beraberlik isteyen önce boşansın. Namusunu kendisine emanet eden eşine bile ihanet eden herkese ihanet eder. Öyle insan yerde de gökte de güvenilmezdir.

– Bir kitabınızda dikkatimi çeken bir sözünüz vardı. Sevgi dolu insanlar sempatik olur, sevgisiz insanlar ise şişman. Açar mısınız?

-Sözün ikinci kısmının bana ait olduğundan emin değilim ve kimseyi böyle bir genellemeyle itham etmek istemem. İçinizde ne varsa dışınıza o taşar. İçi gül olanın dışı da güldür. Sevgi sevinçtir, tebessümdür, ilgidir, saygıdır, edeptir, teşekkürdür, cesarettir. İçinde bu üstün değerleri çağlatan kalbin yönettiği bedenin her uzvundan sevimlilik taşmaz mı? Sözün ikinci kısmında şu olabilir: Sevgisizlik strese zemin hazırlar. Çağımızda stresin ürettiği enerji zafiyetini çok yiyerek giderme eğilimi vardır ki bunun sonucu fazla kilolar olabilir.

– Kutsal Ramazan ayındayız ve günler çok uzun. Bunca açlık, susuzluğu Allah aşkıyla açıklayabilir miyiz?

-Allah buyuruyor ki, siz hep dünyaya ait şeyleri istiyorsunuz, Allah ise ahireti kazanmanızı istiyor. Dünya kısacık. Bunun çok az insan gerçekten farkında. Ramazan ahireti kazanmamız için bir fırsat. Sair aylarda sırf dünyaya odaklanmışken bu bir ayın yardımıyla milletçe birbirimizi ahirete teşvik ediyoruz. Beş alanda temizlik yapıyoruz. Açlıkla bedenimizde müthiş bir toksin atımı gerçekleşiyor. Dilimizi tutup kötülüklerden temizliyoruz. Tövbeyle ve kullukla kalbinizi temizliyoruz. Kul hakkı varsa ödeyip helalleşiyoruz. Zekât ve sadakamızı vererek de mallarımızı temizliyoruz.

Tok ve sorunsuz insan doyumsuzdur ve Allah’a ihtiyacından gafildir. Oysa bizi bir damladan yarattığından beri her maddi ve manevi ihtiyacımızı Allah karşılıyor. Açlık bastırınca başka bütün ihtiyaçlarınızı unutuyorsunuz. Bu sayede Yaradan’a ihtiyacınızı daha net hissediyorsunuz.

– İnançlı kişilerin bağışıklık sistemleri daha kuvvetli oluyor ve hatta inançlarıyla kanseri bile yenebiliyorlar diye tartışmalar var?

-Allah hastalıkları yenmek için muhteşem bir savunma sistemi koydu vücudumuza. Hatta vücudumuzu rahat bıraksak her hastalığın üstesinden gelir. Hastalığı vücudu yanlış yöneterek ve strese sokup doğal dengesini bozarak davet ediyoruz. İnanç ne yapıyor? Sözde değil özde inanırsanız, Ruhsal Zeka’da aktardığımız üzere Allah’a tam güvenle dolarsınız. Ölümden bile korkunuz kalmaz. Sinirleriniz son derece sakin kalır. Neden korkacaksınız ki? İki yüz milyar galaksiyi on dört milyar yıl önce bir damladan Yaratan Şefkatli Sahibinizle dost olmuşsunuz. Sizi ne korkutabilir? Tabi besin alamamışsanız, salgına düşmüşseniz hastalanmanız mümkündür. Ancak hem stres kaynaklı bir hastalığınız olmaz ve hem de vücudunuz hastalıkla azami performansla savaşır.

-Gelelim başarıya. Alın terinizi katmadığınız bir başarının onurunu yaşayamazsınız diyorsunuz? Başarının kurallarını nasıl görüyorsunuz?

Bir kere alın teriyle başarı kök salan ağaç gibi, temelden sindirilerek ulaşılan başarıdır. Yoksa balon gibi büyüyen, ilk iğnelemede balon gibi söner. En büyük başarı ebedi hayatı kazanmaktır. Dünyevi başarı da kaderin verdiği fırsatları elinizden gelen en iyi şekilde değerlendirmenizdir. Yoksa şatafat, para, mal, makam, çok yakında musalla taşında sıfırlanıyor. Gittiğiniz zaman gerideki gönüllerde ne bıraktığınıza bakın. Bu anlamda başarının birinci ana kuralı çok, ısrarlı, şükürlü, içten ve net istemektir. İkinci ana kuralı da sistemli, basiretli, verimli, ısrarlı, sabırlı çalışmaktır. Yeteneğinizle çalışarak eser üretirsiniz; iyi insan ilişkilerinizle eserlerinizi dünyaya taşırsınız.

– Einstein diyor ki bir kapıyı kırk kere çalacağınıza kırk kapıyı bir kere çalın. Sizce başarının formüllerinden biri de bu olabilir mi?

Balarısıysanız kırk kapıyı bir kere çalarsınız. Taşı delmeye çalışan su damlasıysanız da bir kapıyı kırk kere çalarsınız. Hayatınızda her iki türden işler vardır. Tefekkür için doğayı, turizm için dünyayı gezersiniz. Ancak yetenek ısrarlı tekrardan doğar. Egzersiz kapısını kırk kere çalmazsanız yetenek dünyasına dalamazsınız. Başarıda, ilişkilerde sabır, ısrar, azim, vazgeçmemek hep bu gayreti ifade ediyor. Başarı kapısını açmak zordur. Eşiğine oturacak, yatacak, eşiğine ellerinizle, ayaklarınızla tutunacaksınız. Yorulacak, ağlayacak, ama yılmayacaksınız.

-Hayal kurmak başarının ilk adımı mı? Ya da hayaliniz ne kadar büyük olursa vizyonunuz da o kadar geniş mi olur?

Neyi ve nasıl hayal ettiğinize bağlı. Einstein’in sözünü ettiği bilimden önemli olan hayal, belirlenen sorunun etrafında çözüm için dolaşan bilinçli hayaldir. Yoksa film izler gibi sırf zevk için hayal kurmak, tam tersine beyni içine kapatır, düşünme becerisini çökertir.

– Dinimiz bize erken kalkmayı söylüyor. Ata sözlerimizde “erken kalkan çok yol alır” diye bir söz var. Niye hala tembellik yapıyoruz? Moralimiz mi bozuk?

-Erken kalkmak erken yatmaya bağlıdır. Ekonomileri güçlü, zengin toplumlarda erken yatıp erken kalkma alışkanlığını gördüm. Işık yokken biyolojik ritmimize uygun olarak erkenden uyuyorduk ve ilk ışıklar bizi enerjik olarak uyandırıyordu. Şimdi televizyon izliyoruz, oyalanıyoruz. Hayatımızı geceye kaydırıyoruz. Bu da hafızamızı, enerjimizi, başarımızı azaltıyor.

-Vermek konusunda ne dersiniz? Lübnanlı filozof Halil Gibran “Verin, tıpkı meyve ağaçlarının herkese tüm meyvelerini verdiği gibi sizden bir şeyler isteyen insanlara hak edip, etmediklerini düşünmeden verin, onlar ki hayat ırmağından bir bardak su içmeye hak kazanmışlar, siz mi karar vereceksiniz onların değip deymeyeceğine” der.  Ancak bu gün sokaklarda mendil satan çocuklardan bir şeyler satın alınmamasıyla ilgili bazı belediyelerin yayınladıkları kitapçıklar bile var. Dilenciye para vermek vs… ne dersiniz?

Kuran’da en çok tekrarlanan emirlerden birisi yardım etmektir. Biz kazancımızın bir kısmının muhtaçların hakkı olduğunu emreden bir dine inanıyoruz, öyleyse kazanmalı ve vermeliyiz. Ancak kötü yola düşene vermek onu kötü yolda boğmaktır. Sebep olduğunuzdan sorumlusunuz.

Ben dilencilere para vermekten çekiniyorum. Asıl muhtaç olan dilenemeyen fakirdir. Aylar önce gazetelerde terk edilen, bebeğiyle birlikte bir deri bir kemik kalmış kimsesiz bir kadının dramını haber yaptılar. Kahroldum, aklıma geldikçe hala acı çekiyorum. Komşum açsa yazıklar olsun benim tokluğuma. Çok önemsemeyin dilencileri. Onlar yalvarmayı iyi bildikleri için aç kalmazlar. Asıl dilenemeyen onurlu komşularınızdan ve akrabalarınızdan haberdar olun. Öteki dünyaya giden esas servetiniz başkalarına verdiklerinizdir.

-Önümüz bayram. Artık bayramlar tatil gibi algılanıyor ve herkes seyahate gidiyor, eğlencesine bakıyor. Oysa büyüklerimizin ellerini öpmemize, onları ziyaret etmemize, küslüklerin affedilmesine fırsat veren günler bu günler. Ama diğer taraftan da bütün yıl büyüklerinin yüzlerine bakma, bayramdan bayrama git. Bu konuda ne dersiniz?

İnancımızda silai rahim ömrü uzatır. Akraba ve memleket ziyaretleri muhabbeti besler, sağlımızı ve huzurumuzu arttırır. Dinlenmek için tatile gidin; ama mümkünse tatilinizi sevdiğiniz akrabalarınızın yanında geçirin. Diğer yandan bu bayramın sonunda sılai rahimden kat kat önemli, son derece hayati bir anayasa oylaması var. Bayramımızı seçim sorumluluğumuzu tehlikeye atmadan değerlendirmeliyiz.

-Son dönem bir kuantum çılgınlığı yaşanıyor. Pozitif düşünce, enerjiyi düşünce gücüyle yönlendirme vs… Bu konularda bir çalışmanız oldu mu?

-Maddenin en küçük enerji paketçikleri olan kuantum alanlarına mistik kudret atfetme çabalarını temelsiz, delilsiz, dayanaksız buluyorum. Bunların tek Yaradan’dan başka doğaya içkin yan ilahlar tasarlamaya benzeyen, ispatsız, temelsiz iddialar olduğu fikrindeyim. Tamam, ben de duanın, duygunun gücünü kabul ediyorum, savunuyorum. Ancak bu gücü doğaya, doğadan zerrelere değil, doğrudan her zerreyi yöneten Yaradan’a veriyorum.

– Söylemek istediğiniz son bir şey?

-Biz hepimiz birdik; iki insan olduk ve sonra da çoğalarak yeryüzüne yayıldık. İnançlarımız aramızda uçurumlar oluşturdu. Dalgalanan dünya gemisinin vatan güvertesinde birbirimize saygıyla, sabırla ve sevgiyle tutunmaya ihtiyacımız var. Kalabalıkların içerisindeki herkes yalnız doğdu, yalnız yaşıyor, yalnız ölecek ve yalnız dirilecek. Bu gerçeğin gereğini önemsediğimiz sürece sonumuzun sevinçli olmasını umuyorum.

Sabah Gazetesi Ankara Eki, 23/08/2010