Ruhsal Zeka: Neden ilk adımımız inanma gücü olmalıdır?

614
--Muhammed Bozdağ Dua
Muhammed Bozdağ Duaları

Aşkla İmtihan

Bir askerin gücünü, arkasındaki ordunun gücü belirler. Tek başına kendi silahıyla askercilik oynayan çocuk, büyük bir orduyu esir alamaz. Dolayısıyla “yapabilirim” derken, askercilik oynamayalım; bizim gücümüze değil, bizimle olan güce dayanacağız.

İnan, İste ve İlerle

Capture_162İsteklerime ulaşamadığım zamanlar kendi kendime hep şu muhasebeyi yapmışımdır: tüm bu ormanlar, dağlar, dereler, alabildiğine geniş ovalar benim olsa ve ben de gözlerini kaybetmiş bir hasta olsam. Gözlerime yeniden kavuşabilmek için hepsini hiç düşünmeden verirdim. Peki bize, onunla gördüğümüz her şeyden (neredeyse) daha kıymetli göz gibi bir organı ve daha nicelerini bağışlayacak kadar cömert olan, neden basit ve küçük isteklerimizi bazen vermiyordu. Bunun mutlaka bir sırrı olmalıydı da o neydi?
Nasıl istiyorsunuz? “ya olmazsa, ya başaramazsam, yıllardır istiyorum, çalışıyorum hâlâ olmadı” diyor muyuz? Böyle demenin, “Ya Allah yarat(a)mazsa, ya istediğimi ver(e)mezse, bu güne kadar istediklerimi ver(e)medi” demek anlamına geldiğinin farkında mıyız? Dahası, bu tür şüphelerle, “yapan benim, kendi gücümle kazandım” diyen Karun’a benzediğimiz ve Rabb’in rahmetini itham ettiğimiz bile söylenebilir.
İslâm Peygamberi asm bizi, dileklerimizin kabul edileceğinden emin olmaya davet ediyor: “Allah’a, kabul edileceğine kesin şekilde inanmış olarak dua edin. Şunu da bilin ki, Allah kendisinden gâfil ve başka işlerle meşgul bir kalbin duasını kabul etmez.”2 İstemekle, kabul edileceğine-gerçekleşeceğine-kesin emin olmak arasındaki ilişkiyi vurgulayan bu söz, başarının en heyecan verici boyutunu dile getirir.
İnanma gücü, Yaratıcının sınırsızlığına ayna olmak için insanın başvurabileceği tek kaynaktır. İnsan, alan; Yaratıcı, verendir. İnsan sınırlı; ama Yaratıcısı sınırsızdır.
Bedeninizde ve ruhunuzda yansıyan, hayat, güzellik, zekâ, zenginlik gibi tüm değerlerin kaynağı, evrenin Yaratıcısıdır. Bu değerlere ne kadar gelişmiş düzeyde sahipseniz, Yaratıcıdan o kadar almışsınız demektir. Diğer deyişle, Yaratıcının sıfatları üzerinizde ne kadar parlamışsa, size o kadar destek sunulmuştur. Yaratıcı, insanlardan gelen talepler arasında ayrım yapmıyor; insanlara dinlerine göre farklı davranmıyor. Çünkü yarattığı sistemi kanunlarıyla yönetiyor.
Yaratıcı sınırsız bir eminlik düzeyindedir. Bu yüzden, “bir şeyi dilediği zaman, onun buyruğu sadece o şeye ‘ol’ demektir.”3
Bize nasıl davranacağını, “ben kulumun bana olan zannı üzereyim; zannı iyi ise iyi muamele ederim, kötü ise kötü muamele ederim”4 sözüyle açıklamıştır. Yani, Yaratıcının zekânızı daraltacağını sanıyorsanız, zekânız daraltılıyor.
Kendi hakkınızda yaptığınız değerlendirme, hakkınızda bir duaya dönüşüyor: “Ben üzüntülüyüm” demekten, “üzüntülü olmak istiyorum” duası çıkıyor. Hafızanızı kaybettiğinizi sanıyorsanız, hafızanız gerçekten de alınıyor elinizden.
Bir askerin gücünü, arkasındaki ordunun gücü belirler. Tek başına kendi silahıyla askercilik oynayan çocuk, büyük bir orduyu esir alamaz. Dolayısıyla “yapabilirim” derken, askercilik oynamayalım; bizim gücümüze değil, bizimle olan güce dayanacağız. Bir askeri, ordu kadar güçlü kılan, ordusunun 20141114_131109arkasında olduğuna güvenidir. Yaratıcısının yanında olduğuna kesin olarak inanmayan, Yaratıcının kudretine hangi hakla dayanabilir? Üstelik O’ndan şüphe ettikten sonra, “bana vermedi” demeye hakkımız olabilir mi?
İstanbul’da açılan bir sınava başvuran yüzlerce kişiden dördüyle, başvuru kuyruğunda yapılan röportajı tv.’de izledim. Söylediklerine bakın: “Şansım milyonda bir de olsa denemek istedim. Kazanacağımı hiç sanmıyorum. Türkiye’de dayın yoksa kazanamazsın. Ne yapıp edip torpillileri kazandıracaklardır. Şans işte, bakarsın kazanırım…”
İnanmadığınızı başarabileceğinizi ümit ederseniz, emeğinizi lüzumsuz yere sarf etmiş olursunuz. Tereddüt içinde büyük bir iş yapmaktansa, emin olarak küçük bir iş yapın. On kat başarılı olacağınızı söyleyebilirim.
Bir itiraz: “İyi de, bana çok duyduğum şeyleri söylüyorsunuz. Ben başarabileceğime inanıyorum; ama yine de olmuyor, inanmama rağmen başaramıyorum.”
Bir tuzaktır bu söz. Gerçekten başaracağınıza inansaydınız, bu sözü söyleyemezdiniz. İnanmak kelimesini GÜNEŞ kadar büyütün. Gerçekten inanıyor musunuz? Sözünü ettiğiniz inanç, bizim anlatmaya çalıştığımız iman mı? Yani içselleştirilmiş, hücrelerinize kadar vücudunuza kodlanmış, hiçbir saldırının sarsamayacağı inançtan mı söz ediyorsunuz?
Akıllı olduğuna inanan bir deli, “ben deliyim, bir türlü akıllı olamıyorum” diyebilir mi? Sağlıklı olan insan, “ben hastayım” diyebilir; ama, sağlıklı olduğuna inanan hasta, “ben hastayım” diyemez. Mantık size şöyle der: Eğer hastaysanız, sağlıklı olduğunuza inanamazsınız. Eğer başarısızsanız, başarılı olduğunuza inanamazsınız. Neden öne sağlığı veya başarıyı alıyorsunuz? Öne inancı almayı denemenizi öneriyorum.
“Sağlıklıyım” inancının nedeni, sağlıklı olmak değil, sağlıklı olduğuna daha önce inanmış olmaktır.
İnanç sağ beyin tarafından, mantık sol beyin tarafından yönetilir. İnanç ruhsal evrenin, mantık maddesel evrenin sınırları içerisindedir. Henüz başaramadığınız işle ilgili inancı, mantıkla sorgularsanız, birbirleriyle savaşacaklardır. Mantık size engellerinizi, inançsa desteklerinizi gösterir. Aslında mantık, ruhsal evreni kuşatabilecek kadar gelişebilir; ama, biz tabiat kanunlarının gösterdikleriyle sınırlanan mantıklar geliştiriyoruz. Daha doğrusu bizim mantıklarımız, bilinenlerle ilgilidir. Bilinmeyeni, basit mantıklar her zaman reddetmiştir.
Ustad “Hakiki imanı elde eden adam kâinata meydan okuyabilir.” der. Sizinle, yaratılmışlar dünyasına meydan okumanın formülünü paylaşıyorum: Hiçbir şey yokken iman vardı, yani ruh vardı. Kadın bedeni yokken kadın ruhu, erkek bedeni yokken erkek ruhu vardı. Hastalık gelişmeden önce, hastalık inancı gelişti. Başarısızlık yokken başarısızlık inancı üretildi. Hiçbir komutan, yenileceği endişesine kapılmadan önce yenilmemiştir. Daha da kötüsü, Yıldırım Bayezit’in dediği gibi, “Yenileceğinden korkan daima yenilir.”
Her başarının öncesinde, başarma inancı gelişmiş; başarı, bu inancın eseri olmuştur. Kolomb Amerika’ya varmadan önce, Dünyanın öteki tarafından Hindistan’a geçen bir yol olduğuna inanmıştı. Elias Howe dikiş makinesini bulmadan önce, böyle bir makinenin varlığına inanmıştı. Edison ampulü keşfetmeden önce onun var olduğunu biliyordu. Başaranlar, önce inandılar, sonra yaptılar; başaramayanlar ise, önce yapıp sonra inanmayı deneyenlerdir.5
Yaratıcıyı tanımak O’nun gücünün sınırsızlığına inanmaktır. O’nun gücünden şüphe eden onu tanıyor olamaz. Kim olursanız olun; hangi dinden veya inançtan gelirseniz gelin, hayatınız şu evrensel kuralın emri altında geçecek: Başarıya ulaştırılacağınıza ne kadar çok inanmışsanız, o kadar az emekle, o kadar kolay ve o kadar hızlı başaracaksınız demektir. Başarmanız için, kanunların değişmesi, dağların denize dönüşmesi gerekse bile.
Sadece şu Peygamber sözü bile, size sunulan desteğin potansiyel büyüklüğünü anlatmaya yeter: “Eğer Allah’ı hakkıyla tanısaydınız, duanızla dağlar yerinden oynardı.”6
2- Tirmizi, Daavat:65; Müsned, 2:77 Bu olağanüstü sözün verdiği iki önemli ders var: Birisi emin olarak istemek; diğeri de akılla değil kalple istemek. Bu yazı, mesajın sadece birinci tarafına odaklanıyor.
3- Kur’an; 36:82
4- Cami’u’s-Sağir 2:312, Hadis No:1934
5- Zihninizde pek çok soru oluştuğunun farkındayım. Yanlış anlamayalım: “İnanma Gücü”, sırlardan sadece biridir. Anlatmak istediğimizi tamamen görebilmemiz için, konunun “Ruhsal Zeka” kitabımızda anlatılan tüm boyutlarını öğrenmeliyiz.
6- Hz.Muhammed (asm); Cami’u’s-Sağir 5:319, Hadis No:7448