Muhammed Bozdağ’ın lise yılları

367
Muhammed Bozdağ üniversite
Muhammed Bozdağ üniversite
Aşkla İmtihan

Lise yılları Muhammed Bozdağ için en büyük dönüşüm dönemi oldu. Babasının kendisiyle yaptığı ilk ve son uzun yolculuk Trabzon’dan Kastamonu İnebolu’ya Ulusoy firmasının o zamanki eski otobüslerinden birinde geçmişti. İlk kez köyünden çıkıyordu; ilk kez şehirler ve değişik insanlar görecekti. Gece boyunca yolları izlerken gözlerini hiç kırpmadı. Yoldaki bir durakta yedikleri yemeğin ne kadar pahalı olduğunu uzun yıllar hatırladı.

Muhammed Bozdağ İnebolu Lisesi pansiyonunun önünde
Muhammed Bozdağ İnebolu Lisesi pansiyonunun önünde

Önce İstanbul Kabataş Erkek Lisesini kazanmış; lisedeki tamir çalışmaları nedeniyle Kastamonu-İnebolu’ya aktarılmıştı. Lisenin yanı basında, iki yüz kadar lise ve ortaokul öğrencisinin kaldığı bir yurt vardı. Trabzon’dan, Bayburt’tan, Sinop’tan, Erzurum’dan, Urfa’dan bir çok arkadaşıyla dostluklar kurdu.

Yurdun yatakhanesinde geçirdiği ilk geceyi unutmuyor. Arkadaşlarının anlattığı fıkralar herkesi kırıp geçiriyordu. O da neşelenmiş ve türkü söylüyordu ki sorumlu öğretmenin başında dikildiğini fark ettiğinde yaşadığı utancı uzun süre korudu.

O ilk akşam öğretmene mescidin yerini sordu. Mescit olmadığını öğrencince de, pencereden uzaktaki minareye bakarak koğuş adını verdikleri odada tahmini kıbleye yönelerek namaz kıldı. Sonradan kuzeye yöneldiğini öğrenecekti.

Ertesi gün de aynı yerde namaz kılarken koğuşları denetleyen lise son sınıftan öğrenciler içeri girdiler. 12 Eylül ihtilali yeni gerçekleşmiş; sağ-sol kamplaşmalarının ateşi henüz sönmemişti. “Ulan, burada namaz kılınıyor.” diye bağırdıklarını, “Hey, sen namaz kılacaksan imam hatibe gitseydin” dediklerini hatırlıyor.

Bu olaydan sonra başka namaz kılan kimse göremediğini, mescit bulunmadığını, ayrıca ders yoğunluğunun namaza zaman bırakmadığını düşünerek namazı bıraktı.

Lise birinci yıl, yalnızlığını babasına yazdığı haftalık mektuplarla gidermeye çalıştı. Her hafta parası gelen öğrencilerin isim listesi pencerede asılır, koşup kendisine de para gelip gelmediğine bakardı. Bir kez parası gelebildi. Devlet ufak tefek ihtiyaçlar için aylık bir miktar harçlık verirdi. O parayla yetinmeyi öğrendi. Bu durumuna rağmen, her hafta bol bol parası gelen arkadaşlarının kendisinden borç almalarına anlam veremezdi.

Muhammed Bozdağ öğretmenler gününde birinci seçilen şiirini okurken
Muhammed Bozdağ öğretmenler gününde birinci seçilen şiirini okurken

Biriktirdiği küçük paralarını bankaya yatırdı. O sıralar şehirdeki bazı esnaflarla tanışmıştı ve zaman zaman ziyaretlerine giderdi. Bir sohbette faizin haram olduğunu duydu. Hemen üzüntüyle bankaya koştu; ana parasını ödemelerini; faizin kalmasını ve hesabının kapatılmasını istedi. Banka müdürünün faizi neden almadığını sorduğunu; sonunda ısrarından vazgeçerek “istediğin gibi olsun” dediğini hatırlıyor. O zamandan beri bir daha faize para yatırmadı.

Hayatındaki en büyük üzüntülerden birini yine o yıl yaşadı. Okul kitapları geç gelmiş kitaplarını almış; ama kitapçı ücreti yanlış hesapladığı için eksik ödeme olmuştu. Sonra okula gidip bir de kendisi hesaplayarak bu durumu anlayınca, derin bir vicdan çatışmasına girdi. Şubat tatilinde bile olayın üzüntüsünü atamadı; üstüne ölüm ve kul hakkı korkusu yığıldı. Şubat tatili dönüşü ilk gün kitapçıya koştu; elçilik rolü takındı, ismini bildirmek istemeyen bir arkadaşının kendilerine borcu olduğunu uydurarak aradaki farkı ödedi.

Lisenin ilk aylarında matematiği anlayamıyordu. Haftalarca arkadaşlarına öğretmeleri için yalvardığını hatırlıyor. Israrlı çabaları sonuç verdi ve matematik kavrayışı hızla yükseldi. Düzenli ve disiplinli çalışması sayesinde ikinci yıldan itibaren lise birincisi olacaktı. Matematikte kat ettiği bu mesafe vesilesiyle, lise birdeyken okul adına TÜBİTAK matematik yarışmasına gönderilmişti. Lise boyunca en çok sevdiği dersler fizik, kimya, matematikti. Lisede en kötü dersi beden eğitimiydi; çocukluğu boyunca pek kimseyle oynamadığı için topa en kötü vuran öğrenciydi. Bando takımına girmesi sayesinde beden eğitiminde takılmaktan kurtuldu.

Müzik koluna da girdi. Çok iyi flüt çalmayı öğrendi. Bir gösteride ilçe kaymakamı, Eminem türküsünü kendisine iki kez söyletti. Sonra babasına flüt çaldığını yazdı. “Oğlum flüt uğursuzdur” diye cevapladı babası. Bu yüzden okulun arkasında taşların üzerine koyduğu flütünü ezerek imha etti.

Muhammed Bozdağ öğretmen ve sınıf arkadaşlarışlarıyla lise önünde
Muhammed Bozdağ öğretmen ve sınıf arkadaşlarışlarıyla lise önünde

Lise ikinci yılının kış mevsiminde derin iz bırakan bir olay hatırlıyor. Altı delik ayakkabılarla, babasının terzide küçültülmüş ceketiyle ve paltosuz biçimde titreyerek yürüdüğü sokakta,  tanımadığı bir adam kolundan tuttu. Bir şey söylemeden onu Sümerbank mağazasına götürdü. Ona bir çift kışlık ayakkabı ve bir de kaban aldı. Bu sevinci unutamıyor… Adının Hikmet Dursun Ümit olduğunu sonradan öğrenecekti.

Bozdağ lise yıllarında şiirde çok ustalaştı. Anadolu ozanlarına özenmişti. Tam kafiyeli ve düzgün duraklı söyleyişleri, konuşma hızında otomatik sıralayabilir hale gelmişti. Yıllar sonra üniversitede öğrenciyken, değer verdiği bir büyüğü, şiir yazmasını kınadı… “Bu zamanda şiirle hizmet olmaz” sözünden duyduğu üzüntüyle şiir defterlerini yırtıp attı. O günden sonra da çok az şiir yazdı. Bu arada lisedeyken ilk yazıları Tercüman Çocuk Dergisinde zaman zaman yayınlanıyordu ve şiir yarışmalarında birincilikler alıyordu.

Lise ikiye gelirken, tayinini Trabzon’a almak istedi. Fakat o sıralar çok garipsediği rüyalar görüyordu. Rüyalarında yolculuklara çıkıyor, yol boyunca güzergahlarından geçtiği şehirlerin giriş kapılarının üzerinde, “Asa-yı Musa, Mesnevi-i Nuriye” gibi ifadeler yazıyordu. Cumhurbaşkanlarını görüyor, devlet reisleriyle aynı sofrada yemek yiyordu.

Babasıyla birlikte Trabzon’a tayin isteklerinin sonucunu öğrenmeye giderken bu rüyalarını babasına özetlediğini, İnebolu’da kalmasının daha hayırlı olacağını düşündüğünü söylediğini hatırlıyor. Eğitim sistemi farklılığı nedeniyle başvurusu kabul edilmeyince, İnebolu’ya devam etti.

O tatilde köyünde büyük bir zihinsel devrim yaşadı. Bir gece eski kitapları karıştırırken ortaokul yıllarından kalma bir kitabı buldu.   Kitap kıyamet alametleriyle ilgiliydi. Üvey annesi kitabı gereksiz diye ateşe atmış; eve girdiği saniyede gözleri çalıların arasında tutuşmak üzere olan kitabı fark edince alevlere fırlayıp yanmaktan kurtarmıştı. Bir köşesi yanık, diğer köşesini fareler kemiren kitabı o geçe sabaha kadar okudu. Kitaptaki deccal anlatımından ürpermiş; deccal denen kral geldiğinde, Müslümanların bile korkudan ona tapınacağı bilgisinden korkmuş; kendi çağında onunla yüzleşirse dinini kaybetme endişesine kapılmıştı.

Muhammed Bozdağ İnebolu liman yürüyüşünde
Muhammed Bozdağ İnebolu liman yürüyüşünde

Bu düşünce yoğunluğu içerisinde İnebolu’ya döndükten sonra dinini derinden araştırmaya girişti. Büyük bir hızla ilişkiler örülüyor; yeni kişiler ve bitmez tükenmez kitaplar karşısına çıkıyordu. Öğretmenleri kendisini uyardılar. Önündeki üniversite sınavı yerine, bu tür kitaplara dalarsa başarısız olacağı telkininde bulundular. Ama, o derslerini ihmal etmediği gibi bu tür kitapların hayatındaki yoğunluğunu arttırdı.

Bu süreçte tanıştığı; sempatisine, hafızanıza, sevgisine, içtenliğine hayran kaldığı ak sakallı nurani Salih Uğurtan dedeyi hiç unutamıyor. Onun öğrencilerinden esnaf Rasim Sürav’ın üzerindeki etkileri büyük… Yeniden namaza başladı. O zaman, rüyasında gördüğü kitaplarla tanıştı ve müthiş bir kavrayış, duygu ve düşünce devrimi içerisine girdi. “Sözler” isimli bir kitabı her sabah namazı öncesi okuyor, gün boyu aklına takılan soruların ilginç biçimde ertesi sabah cevaplarını bulmaktan şaşkına dönüyordu.

Kısa sürede, yığınlarla görüş ve düşüncenin ortasına daldı. Cemaatler, guruplar, felsefeler… Özellikle okul birinciliği göze batıyor ve farklı ideolojik çevrelerden yoğun ilgiye ve çekime uğruyordu. Bu vesileyle farklı gurupları tanımaya başladı. Gurupların Müslümanlıklarına rağmen birbirlerinin aleyhinde oluşlarından şaşkına döndü. Herkes farklı bir üstadın etrafında dönüyordu. Dini inançlarını sorgulama ve tahkik sürecine girdi; Kuranı öğrenmeye başladı.

Sabah erkenden kalkar, özellikle kışları buz tutan bir odada titreyerek de olsa namazını kılar ve kitabını okurdu. Kavrayışı ve dili hızla çözüldü. Nasıl olduysa çok sayıda öğrenciyle toplanmaya başladılar.   Aniden namaz kılanlar çoğaldı ve özellikle ortaokul öğrencileri, namaz yeri olarak seçtikleri boş odayı saflar halinde doldurmaya başladılar. Birden dini sorulara cevap veren konumunda buldu kendini… Sabah erkenden namaza kalkan, yüzleri ve elleri soğuktan çatlasa bile abdest alıp imamlık yapması için kendisini uyandıran o gençleri unutamıyor. Yarım yamalak din eğitimiyle bir de imamlık yapmaya başladı. Lisedeki bu değişim şehrin ileri gelenlerinin de dikkatini çekti.

Muhammed Bozdağ Tübitak matematik yarışması için Ankara'da (sağda)
Muhammed Bozdağ Tübitak matematik yarışması için Ankara’da (sağda)

Bozdağ ve liseden bazı öğrenciler  Cuma namazına aşık gibiydiler. Gün dönüyor, ders saatleri Cuma saatiyle çakışıyor; ama onlar zil çalar çalmaz bahçenin çitlerinden atlayıp camiye koşuyorlar ve her defasında cumaya yetişiyorlardı. Yıllar sonra öğrenecekti ki, Müftü bey liseli gençlerin bu gayretini öğrendiği için bazen gerekirse yarım saat, lisenin öğlen ders çıkışına kadar vaazını uzatıyormuş.

Bir pazartesi sabahı lise idaresi ders saatlerinin bir saat kaydırıldığını ilân etti.  O andan gelecek Perşembe sabahına kadar Bozdağ  -ve muhtemelen diğer arkadaşları- bu durumda Cuma namazına yetişemeyecek olmanın derin hüznünde yaşadı. Ancak, Perşembe sabahı öğrencileri yeniden toplayan idare, eski sisteme geri dönüldüğünü ilân etmek durumunda kalmıştı.

Ortaokuldayken Bozdağ’ın hayali, savaş pilotu olmaktı. Lisedeki en büyük hayalini uçak mühendisliğine dönüştürdü. Sadece derslerine çalışarak sınava hazırlandı; dershaneye gidemezdi. Kastamonu bölgesindeki deneme sınavında birinci oldu.

Nihayet, her başlangıç gibi lise hayatının da sonuna vardılar. Üniversite sınav tercih formlarını teslim edecekleri gün, şehirde çok değer verdiği bir insanın “Sizler gibi gençlerin kaymakam olmanız gerekir” sözünden çok etkilendi. Hemen okula koşarak tercih kitapçığını inceledi ve uçak mühendisliği yazdığı sıranın altına, kaymakam olabileceği zannıyla ODTÜ Kamu Yönetimi bölümünü ekledi. Bir puan farkla uçak mühendisliğini kaçıracak ve kamu yönetimini kazanacaktı. Bu yüzden okul müdüründen ağır azarlamalar işitecekti.