Allah Miracın manasını yaşamayı bizlere nasip eylesin!

935
Muhammed Bozdağ
Muhammed Bozdağ
Aşkla İmtihan

 

-Bu gece Peygamberimiz Muhammed aleyhisselatü vesselamın mirac olayını yaşayışının hicri yıl dönümüdür.

Mirac gecesinde Peygamberimiz  Kur`an`ı Kerim`de bildirilen büyük yolculuğa çıkarılmış   ve evrenin ötesindeki delillere tanıklık ettirilmiştir.  Bu yolculuk Kur’an-ı Kerime şu şekilde yansımıştır:

“Bir kısım delillerimizi kendisine göstermek için, kulu (Muhammedi) bir gece Mescid-i Haram’dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescidül-Aksa’ya götüren Allah her türlü noksanlıktan uzaktır. Allah her şeyi işitir ve görür.” (İsra, 17/1)

“Peygamber (Muhammed), Cebrail’i bir başka inişinde de, Me’va cennetinin yakınında bulunan Sidretü’l- Müntehâ’nın yanında görmüştü. O zaman, o Sidre’yi bürüyen bürüyordu. Peygamberin gördüklerinden gözü kaymadı ve sınırı aşmadı. Böylece Peygamber Rabbinin en büyük delillerinden bir kısmına tanıklık etti.” (Necm, 53/13-18)

Bu ayetler bize Peygamberimizin yaradılışın çok yüksek makamlarına ve mekânlarına tanıklık ettirildiğini bildiriyor. Yeryüzünden Allah’ın arşı yönünde bizzat bir yükseliş yolculuğu yapmak sadece bizim peygamberimize lütfedilmiştir.

Biz Müminler, peygamberimizin yaşadığı, âlemlerin derin ve yüksek boyutlarına işaret eden bu kutlu yolculuğun yıl dönümü olarak kabul edilen bu geceyi Mirac gecesi olarak anıyoruz. İzninizle bu meselenin hakikatini kendi penceremizden nasıl gördüğümüzü burada paylaşalım:


Sonsuzluk Yolculuğu kitabımızda, yüce Allah’ın yerlerden ve yedi semadan ibaret olan âlemleri Nur’unun gölgesinden yarattığını yazmıştık. Yeryüzünün de Allah’ın Nur’una göre,  aşağıların en aşağısında,  yaratılan en alt düzey âlem olduğunu ifade eden bir kâinat modeli ortaya koymuştuk.

Yeryüzünün içinde bulunduğu evren, Allah’ın yıldızlarla süslediğini bildirdiği, teleskoplarımızın da görebildiği en alt sema katını oluşturuyordu. Bizim bulunduğumuz bu alttaki yedinci semanın üzerinde, Allah’ın arşının çevrelediği yükseklere doğru diğer sema katları, yani iç evrenler yükseliyordu. Cennet de o katların en zirvelerinde, Allah’ın nurunun en yüksek derecelerde tecelli ettiği boyutlarda bulunuyordu. Allah’ın arşı ise, bütün bu akla hayale sığamaz enginlikteki semaların tümünü kapsayan ve yaratılmanın son sınırının dayandığı hattı çiziyordu. Arşın, ezeli, zatı vacibul vücud olan Allah’a ait olan ötesine bir mahlûk geçemiyor; arşın ötesinin nurunda hiçbir yaratılan şey, tıpkı ışığın gölgesi yok etmesi gibi, mevcut kalamıyordu. İşte en büyük ve muhteşem yaradılışın, bizim bilincimize yansıyan ana çerçevesi buydu.


-Peygamberimiz Muhammed aleyhissalatı vesselam, işte bu hayaller ötesi âlemlerde yükselme yolculuğuna çıkarılmıştı. Geçtiği katların nuruna uygun bedenlere büründürülerek semalardan geçirilmiş,  cennetlerin bulunduğu evrenlere yükselmiş olmalıydı. Yüce Rabbimizle, yaratılmış bir canlı için mümkün olabilecek en yüksek nur tecellisinde muhatap olmuştu. Böylece Peygamberimize fiilen lütfedilen bu yolculuk aracılığıyla, biz ümmetine, kalben böyle bir yolculuğa yükselme yolu açılmış oluyordu.

Her kim Allah’a yürekten kulluk edip salih muttakilerin arasında bulunursa, onun da kendince bir miracı olacak, peygamberimize apaçık gösterilen âlemlere dair acaibler, sair Allah dostlarına da nasip olabilecekti.

Böylece her mümin, “Sana yakin gelip de (kalp gözün açılsa) dahi, Rabbine kulluk etmeye devam et.” (Hicr, 99) (Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyekel yakîn) ayetinin bir tecellisine mazhar olabilecekti. Meallerin “ölüm” diye çevirdiği “yakin” aslında, “mevt”i değil,  meleküt alemine bakan perdelerin, yani kalp gözünün açılmasını ve müminin Allah’a görür gibi bir imana kavuşmasını ifade ediyordu.


-Esasen bu yolun deneme adımlarını her namazıyla atıyordu mümin. Her namazla ilahi huzurda huşu içerisinde duruşu bir tür miraca çıkış çabasıydı mümin için. Adeta özel bir makama girip, ilahi huzurda bulunuyor gibi bir duruş olan namazın hakikatine erdikçe müminin yüreğinin nuru genişliyordu. Sürekli zikir ve şükür halinde bulunan yürekler bu miraç lütfuna, kendi özel ve gizli âleminde kavuşabiliyordu.


-Atalarımız olan ilk iki insan o yüksek Cennette yaratılmış ve orada yaşadıkları imtihandan sonra, aşağıların en aşağısında bulunan dünyaya indirilmişlerdi.

“Biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik.” (Tin, 4-5) buyuran yüce Allah’ın kast ettiği, tam da bütün insanlığı kapsayan bu iniş olmalıydı. İnsan olarak hepimiz cennette bulunduğumuz yüksek nur âlemin içinde fıtratımızı almıştık ve artık aşağıların en aşağısı olan dünyada bulunduğumuzdan beri o yücelerin özlemini duyuyorduk. Bu aşağılardaki yere mahkûm değildik, zira Allah bize buradan tekrar o yücelere yükselme kapısını açmış bulunuyordu. Bu açıklığı ve fırsatı da surenin devamında bize şöyle bildiriyordu:

“Allah’a inananlar ve iyi işler yapanlar için ise (öteki dünyada) bitmez tükenmez, başa kakılmaz bir mükâfat hazırlanmıştır. Böyle iken (ey insan) sana (seni bekleyen) o hesap gününü ne yalanlatıyor?  Allah’ın, hâkimlerin en mükemmel hükmedeni olmadığını mı sanıyorsun?” (Tin, 6-8)


-Doğru yol bu mübarek mirac gecesinde dindar takılıp, sonraki gecelerde gaflete dönmek değildir. Bu gece hicri aylara göre günler içerisinde gezinip duran bir hatıradır sadece. Bu gecenin esas sırrı, her an ve her gün huzurunda olduğumuz yüce Yaradan’ın rahmetine ve rızasına kavuşma çabamızı bize hatırlatması ve bizi kendimize getirmesidir. Aşağılardan kurtulup yükselme mücadelesini sadece bu gece değil, peygamberimizin bir ömür aksatmadan yaptığı gibi, her gün ve gece yapacağız.

Allah bizleri o yücelerde buluşup sonsuz lezzetlerle kuşatılmış sofralarda ebediyen muhabbet eden kullarından kılsın. Gecenin bereketi üzerinize olsun. Dr. Muhammed Bozdağ