Kur’an’ı anlamak için nelere dikkat etmeliyiz?

Allah müminler olarak Kur'andan nasibimizi arttırsın.

1180
Kur'an'da çelişki yoktur.
Aşkla İmtihan

Soru:Hocam, Kur’an’ı ben böyle anlıyorum deyip değişik yorumlar getiren ilahiyatçılar var. Kur’an bu kadar çok anlam mı içeriyor?

Cevap: Kur’anın öncelikli muhatabı indiği şartlardaki ve ortamdaki toplum olmakla birlikte bütün insanlıktır. Kur’an Allah’ın indirdiği ve indireceği son kitaptır ve insanlığın nihai aklına hitap etmektedir.

Günümüze kadar islam ümmetini bin parçaya bölen iki temel sebepten -birisi Yahudi kaynaklarından (israiliyat) veya uydurma hadislerle kafaların çelişkili itikatlara savrulması, -diğeri de Kur’an’ın kimi ayetlerinin olmayacak şekillerde abartılı tevil edilerek anlamının saptırılmasıdır. Bu iki yolla  bin türlü farklı islam anlayışı gelişmiştir ve bugün yeryüzüne yayılan bu farklılıkların kimi kimini batıl görmekte ve ama herkes kendinin fırkai naciyeden olduğundan emin gibi iddiada bulunmaktadır. Bu hal tam da Kuranın ehli kitabın parçalanmışlığına dair buyurduklarını hatırlatıyor.

Öncelikle Kuran’ı doğru anlamak için bilinmesi gereken -kuran’dan çıkarılabilen-  bazı usul ilkeleri vardır. Bunlar iyi bilinmeden Kur’anı parça parça anlamaya çalışmak, yanlış anlamalarda boğar insanı… Tam da yarım doktor candan, yarım hoca dinden eder sözü tecelli eder anlayacağınız. Şunları bilmeliyiz:

a-Allah meselelerin hakikatlerini farklı ayetlerde parça parça indirerek tamamlamıştır. Bir meseleyi anlamak için onunla ilgili tüm ayetleri bir araya getirmek ve üzerlerinde toplu düşünmek gerekir. Bunun yolu da da Yunus 100 ayetinin bütün müslümanlara farz kıldığı aklı azami ölçüde eğitmekten, kapsamlı düşünebilen bir akıl geliştirmekten geçiyor. Allah inkarcıların ve batıllara inanmanın  aklı kullanmamaktan kaynaklandığını bildiriyor, unutmayalım bunu.

b-Kuran bütün ayetleri, konuları, bilgileri, hikmetleri birbirine tamamlayıcı şekilde bağlı bütündür. Belli grup ayetleri anlamaya çalışırken Kuranın felsefi çerçevesini inşa eden o sair ayetlerin ilkelerini de hesaba katmak şarttır. Kur’an’ın bütünlüğünü hesaba katmadan bir ayete verilecek mana yanlış ve saptırıcı olabilir.

c-Kur’an düz matematiksel veya sistematik akademik dilde bir eser değil, edebi bir kitaptır. Bunun hikmetleri bu yazı için uzun olur. Kur’an mecazları, benzetmeleri, Arap edebiyatının şaheseri diyeceğimiz muhteşem sanatları içeren şiirden öte, taklit edilemez bir sanatlı sözler manzumesidir. Bu nedenle kusursuz çevrilemez ve anadili Arapça olanlar da Kur’anı bu gibi nedenlerle kusursuz anlayamazlar.

d- Kuranda çelişki, tutarsızlık olmadığı, Allah’ın sünnetinde, yani şeriatında, ayetlerinde, kanun, ilke ve kurallarında değişme olmadığı ve Kuran’ın Allah’ın korumasında bulunduğu apaçık ayetlerle ifade edilmiştir. Ayetlere mana verirken bu itikadı esas almak gerekir ve ümmet birliği ancak bu yolla sağlanabilir. Bu açıdan Kur’ana inanmak ayetlerin tamamının hükmünün cari olduğuna iman etmekle mümkündür. Fakat mezheplerde bazı ayetlerin hükmünün kalktığı inancı gelişmiş ve bu konuda halk bilse ve anlasa infiale sebep olacak itikatlar dinin temeline oturtulmuştur. Bu felaketten bir maddi felaket bizi mecbur bırakmadan çıkabileceğimiz konusunda yüreğim umutsuzdur.

e-Burada yazacağım son ve çok önemli bir nokta da, Allah’ın ayetleri muhkem ve müteşabih diye ikiye ayırmasıdır. (Ali İmran, 7) Muhkem ayetleri her sıradan zihin anlar.  Allah’ın emir ve yasaklarını ortaya koyan bu ayetler bizim islam ahlakını edinip cennete kavuşmamıza yeterlidir. Fakat müteşabih ayetler, daha derin ilim sahiplerine hitap eden ve bazı hikmetlerle manaların örtüldüğü, farklı manalara gelebilecek, gaibe dair bilgiler veren ayetlerdir. Biz eksik ilmimiz nedeniyle bu ayetlerin hakiki manasını bilmesek de hepsine iman etmişiz.

f- Kuranın bir mucize yönü de ayetlerinin müminlerin imanını arttırması ve inkarcıların da küfrünü arttırmasıdır. Bu mucize bir özelliktir ve Allah bu durumu mucize bir üslupla ve beyan şekliyle sağlamıştır. Bu açıdan bir inkarcı herhangi bir ayete küfür penceresinden bakarak alay konusu yapabilir ve kendisini kandırır. Allah da cennete layık olmayanların şeytanın bu tuzağına düşmesine izin vermiştir. “Biz Kur’ân’ı müminlere şifa ve rahmet olarak indiririz. Ama o, zalimlerin ise sadece ziyanını artırır.”(İsra,17/82).

Kuran hükümleri ezeli ve ebedidir!
Kuran hükümleri ezeli ve ebedidir!

Bu tablo çerçevesinde bugün ne oluyor da Kur’andan saptırılıyoruz? Kimi asılsız nüzul sebebi iddiasıyla, kimi uydurma hadisle ayetin manası saptırılıyor. Meallerde bir çok hata oluyor bu yüzden… Kimi tefsirlerde de bir sürü israiliyat ve efsane metne katılarak manalar gölgelenmiş. Doğruluğu kesin olan ayeti, sahihliği şüpheli olan nakle kurban ediyor kimileri. Kimisi, zamanın bilimine göre Kuranı yorumluyor ve Kuranı bilimin sınırlarına hapsediyor. Belki o bilim yanlış veya ileride yanlışlanacak! Kimi sadece din eğitimi almış, akıl, mantık eğitimi yetersiz. Kimi Allah’ın emrettiği doğa ilimlerinden gafil yetişmiş. Ezberlediği nakillerle ve aklını çalıştırmadan milyonlarca Müslümanlığı batıl bataklığına sürüklediğinden gafil…

İslam tarihine bakıyorsunuz… Nice ulema birbiriyle kavga halinde… Birinin a dediğine öbürü b diyebilmiş ve bugün aynı durum geçerli… Ortadaki samimi müslümanlar da hüsnü zan edip hepsine hürmet edelim, aman bir kavga yok diyelim, görmezden gelelim tavrı içerisinde, meselelerin özünü anlayamadan dini kurtarmaya çalışıyor. kimi de taklit ettikleri kişiye takılıp, farklı düşünenleri batıl, sapık ilan edenleri taklit ediyor.

Bugünün eskiden farkı, eskiden halk okuma yazma bilmezdi, bilse okuyacak kitap bulamazdı,  internet yoktu ve milletin tartışmalardan haberi olmazdı. Şimdi herkes görüyor, duyuyor ve bu din karmaşası bütün ümmete yayılıyor.

Bu şartlar altında düşünürsek… Biz Kuranı yorumlamayacak mıyız? Anlamak için buna mecburuz. Zira buna bizi zorlayan, başka türlü anlamayacağımız ayetler var. Bu yüzden mealler de yorum içeriyor, tefsirler de. Bir Arap dahi, ana dili de olsa bir çok ayeti yorumlamadan anlayamaz.

Öyleyse şöyle diyelim:  İnsan Kur’an’ı yorumlayabilir. Kur’an’da açıklanmayan konularda ise Kur’an’a dayanmadan, kendi aklınca, buradaki boşluğun şu şekilde dolması mümkündür diye akılla veya bilimle fikir yürütebilir. En isabetli fikirler, Kuranın ayetlerini bütünlük içinde anlamış mübarek akıllardan çıkan fikirlerdir ve fakat o fikirlerin de her şeye rağmen atladıkları bir yön oluyor. Bir alim bir noktayı, diğeri öteki noktayı dikkatten kaçırabiliyor.

Bir alim veya mümin Kuranı ilmince yorumlayıp anlamaya çalışabilir, sorumluluğunu alıp fikrini açıklayabilir, fakat kendi fikri ile Kur’an’ı bağlı gösteremez.  “Kur’an bu müteşabih ayetiyle tam böyle söylüyor veya Allah’ın kastı mutlaka budur.” diyemez. Fikrinin sadece kendi zannı olduğunu söylemesi caiz olabilir.  Zaman gelir belki o fikir desteklenir veya çürütülür ve böylece Kur’an’ın anlaşılmasına zarar verilmez.

Ben bir mümin olarak Kur’anı farklı kaynaklardan anlamaya çalışırken, aynı ayetin çok farklı manalara gelecek şekilde çevrildiğini gördüm. Meallerin çoğunda Diyanet’in  öncülüğü esas alınmış ve ne yazık ki Diyanetin meallerinde yapılan kimi hatalar, sair meallerin çoğunda aynen kopyalanıp tekrarlanmıştır.

Nakillerimde dayandığım meallerdeki kimi mantık hataları ve çelişkiler beni Kur’anı doğrudan araştırmaya ittiğinde, ortada çok ciddi bir Türkçe sorunu bulunduğunu fark ettim. Bu yüzden de manasından şüphelendiğim ayetin hemen orjinaline, kaynağına inmeyi ve farklı yorumları çalışarak gerçek anlamı bulmayı ve buna göre meal vermeyi bir yöntem edindim.

Kuran çalışmak yeryüzünde mümkün olabilecek en yüce ilme çalışmaktır. Hiç bir ilim müminin, Rabbim bize ne emrediyor diyerek Kuranı çalışmasından daha sevaplı olamaz.

Fakat unutmamalı ki bu bir yolculuktur. Kuranı Kerimin tamamını baştan sona anlayarak okumadan ve hatta mümkünse bir kaç kez düşüne düşüne okumadan, artık okuduğum her ayetin manasını doğru anlayabilirim zannına kapılmasın kimse… Böyle bir ilim derinliği edinmeden Kuran okuyan mesela kumarı, içkiyi, faizi ve hatta zinayı bile meşru zannedebilir.

Bir küçük örnek vereyim yanlış anlamaya: Allah “Dua edin karşılık vereyim.” (Mümin, 60) (Uduni estecibleküm) buyuruyor. Meallere bakıyorsunuz, dua edin, duanızı kabul edeyim, duanızı isteğinizi yerine getirerek karşılık vereyim gibisinden manalar verilmiş. İsteği gerçekleşmeyen kişi de, dua ettim kabul olmadı diye düşünüyor. Hani ayette kabul olacaktı? Tüm bunlar yanlış manadan.

Kabulun kökeni mukabele, karşılık… Ayette icabet kökünden, cevap vereyim, karşılık vereyim anlamı var. Yani doğru mana, “duanıza uygun bulduğum, sizin için hayırlı, nimet olan şeyi, zamanı ve şekli bana bağlı olmak üzere takdir edeyim” gibidir. Dua ettiysen mutlaka Allah sana bir karşılık verdi. ama ne verdi, tam istediğin mi, ne zaman ve nasıl? Bunları Allah biliyor. Bunun gibi çok sayıda ayetin manasını yanlış anlamanın tek sebebi çeviri hatası… Bir de mananın alenen bozulduğu durumlar var. Bunlar bu yazının konusu değil. Sonuç olarak:

  • Bütün müminler Kur’anın manasını öğrenme yarışına girelim.
  • Derin manalarını zamanla keşfedeceğimiz için sabredelim.
  • Acilen Arapça öğrenmeye başlayalım.
  • İlahi hükümleri bütünü anladıkça doğru kavrayacağımızı bilelim.
  • Birden çok meal ile eş zamanlı çalışabiliriz.
  • Her kaynağın az veya çok hata yapabileceğini unutmayalım.
  • Yüreklerimiz Rabbimizden sıklıkla ilim ve hikmet dilesin.
  • Azıcık bir kibrin, peşin hükmün dahi ilmin kapısını kapayabileceğini unutmayalım.

Kuran-ı Kerim ilimsiz müminlerin kurtulmasına yetecek kadar açık, fakat derin ilim sahiplerinin keşfetmekle bitiremeyecekleri kadar derin ve gizemli ilim kaynağı bir yüce Nur’dur. Allah yüreklerimizi bu mübarek Nur’un derinliği ile zenginleştirsin. Bu nuru bize hissettirsin ve bu nurdan nasibimizi arttırsın. Muhammed Bozdağ