Kapitalizmin tapınaklarından hoşlanıyor muyuz?

309
Aşkla İmtihan

Bir dostumun misafiri olarak bir kafede çay içip sohbet ettik. Sonra bana lezzetini beğendiği bir lokantadan yemek ikram etmek istedi. -Aç değilim ama sana eşlik ederim diyerekten beraber takıldık. Büyük bir AVM’ye girdik ve olayların akışına tabi oldum.

Kutsal bir hava veren dev bina, geniş iç mekân… Cennet bahçesi gibi tat vermeyi amaçlarcasına süslenmiş mağaza vitrinleri… Gılmanlar gibi çalışan süslü ve güler yüzlü yiyecek mekânında karşı konulamaz kokular… Bir kahve aldık ve lüks düşenmiş bir köşenin koltuklarına gerilip kahvelerimizi içmeye başladık. Karşımda duvarı boydan boya kaplayan yarı çıplak bir kadın resminden rahatsız olarak, yer değiştiriyorum hatırını kıramadığım dostumla…

Sonunda söylemem gerekeni söylüyorum artık… Üstadım, buraları kapitalizmin… diyorum, –Tapınakları… diyerek tamamlıyor. Pekala… Burası insan kaynıyor olabilir. Ama bilinçli kişiler olarak biz buraya niye geldik? Ben kardeşlerime ilahi ahlakın güzelliklerini anlatan bir insan olarak burada bulunmakla utanç dolu bir şey yapıyorum. Allah’a karşı kendimi mahcup hissediyorum. Burada helal paramızla kahve yudumlamak haram değil. Ama burada bulunmayı bize gayrimeşru kılan, burasının şehveti, dünya seviciliğini ve bin türlü şeytani duyguyu tetikleyen Allah’tan ve maneviyattan uzaklaştırıcı mekânlar olmasıdır…

Çıkmaya karar verip yürüyoruz… Batı medeniyetinin sevgisini müminin şuuraltına çaktırmadan eken noel baba resimleri, yeni moda koca koca noel ağaçları, kuleleri… Burada olmaktan hoşlanıyor musun ey nefsim? Bu süs senin kendini iyi hissetmene mi sebep oluyor? Bin yıllık bir mübarek caminin loş dehlizinde bekleyip,  binlerce secdeyi kucağına basmış, gözyaşlarını silmiş halısında diz çökmekten soğutmuyor mu seni bu şeytani şatafat? İyi düşün!

Şu yazıyı yazmadan kısa süre önce Kardaşların memleketinde gördüm Hristiyan kültürünün şehrin her ana köşesini nasıl ele geçirdiğini… Her yerin noel ağaçlarıyla süslendiğini… Hatta gece yürürken o soğukta çalışan takma sakallı bir Kardaş, –Babayla selfi çekin diye seslendi bize yanından geçerken… Oysa ki biz Müslümanız. Bu işgal sadece Türkiye’yi değil bütün Müslümanların memleketini hedefliyormuş besbelli.

Biz medeniyetimizin tahtından düştük. Ebrumuzdan mezar taşına, ezanımızdan neyimize, kubbemizden minaremize kadar medeniyetimizin Allah’ı hatırlatan sembollerini yüreğimizden uzaklaştırdık. Öteki dünya saadetinden vazgeçmek bütün insanlığın bahtsızlığıydı. Biz de aynı bahtsız yola yöneldik.

İnsanlar Allah’ın yolunu böyle kaybediyorlar. Önce Allah’ın yolunun çevresini kaleler gibi kuşatan medeniyet sembollerini birer birer imha ettik. Şeytan orduları her bir sembolümüzü yerle bir ettikçe imanımız biraz daha savunmasız kaldı. En sonunda, yılanın bedeninde yaşayan güvercin ruhu gibi,   gayrimüslim medeniyet şablonunda yaşayan müminler olarak sahipsiz ve kimsesiz kalakaldık. Nihayet kılık kıyafetimiz kalbimizi fethetti ve göründüğümüz gibi olma yolunda ilerliyoruz.

Ne olur o keyiften mahrum etsek kendimizi? Ne olur Allah’a değil de şeytana yaklaştıran sembolleri taklit etmesek? Ne olur Allah’ın razı olmadığı şeylerden hoşlanmasa yüreğimiz? Ne olur Allah’a kavuşuncaya kadar yeryüzünde yapayalnız kalmış kimseler olarak geçirsek bu ahir ömrümüzü?

Şimdi ben bu serzenişi niye mi yazdım? Belki Allah nasip eder bir kaç vicdanlı dosta da, durumu anlar ve en azından kendini ve ailesini kurtarmaya çalışır şöyle diyerek: “Hoşlanacaklar diye batıl şeyleri taklit edeceğim konu komşumun rızası ne ki? Ben asıl, Rabbimin, yani her şeyimi lütfeden yüce Sahibimin rızasına nasıl kıyarım?” Muhammed Bozdağ