Evlilik kader mi, tercih mi sorusunda takılalım mı?

101292
Aşkla İmtihan

“-İnsanlar evliliği kader olarak düşünüyor yani o olacak, kaçış olmayan birşey dogru kişimi yanlış kişimi sectim kabullenmıyorlar, acep acıklarmısınız evlilik kader mi şeçimmi ?

– Bana bu soru bilhassa gençler tarafından çok soruluyor. Ne yazık ki bu sorunun tekrarlanması dinimizin kader anlayışının anlaşılmamasından ve ehlisünnetin benimsediği ve Kuranın maksadını ifade ettiğine inandığım kader anlayışını çökerten bir hadisin servis edilmesinden kaynaklanıyor. Adeta evlilik konusunda cebriye mezhebini benimsemiş olarak gerçeklere aykırı bir batıl itikat ikide bir pazarlanıyor.  Kur’an, diğer hadisler ve dinimizin esas kaynakları hiçe sayılıyor. Dinimiz adına ortada dehşet verici bir durum var. Diyanet İşlerimiz bu konuda sesini yükseltmelidir. Ortalıkta biz ehlisünnetiz diye diye Kuran için çalışanlara çamur atan ve  en sinsi hançeri ehlisünnete vuran dindar kılıklı bazı akıl ve basiret yoksunu kimseler var…

Kısa cevap şudur: Yüce Allah “Biz her şeyi bir kaderle, (bir ölçü ve miktar ile) yarattık.” (Kamer, 54/49) buyuruyor. “Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri yanımızda olmasın. Biz onu ancak belli bir ölçü ile (bi kaderin malum)  indiririz.” (15/21) Bu ayetlerdeki  “Kader, kadar, miktar, takdir” hepsi aynı kökten gelir. Ölçü vermek, plan içinde yapmak gibi anlamlara gelir. Allah’ın her şeyin ölçüsüne, planına, olacaklarına dair ezeli bilgisi demektir.

Bu ayetler her şeyin kadere dahil olduğunu buyurur. Sizin bu satırları okumanız dahil. İsteyerek su içmenizden, uykunuzda kalbinizin otomatik çalışmasına kadar, evlenip boşanmanızdan, günah ve sevap işlemenize kadar her şey Allah’ın yarattığı ölçüler, planlar, sınırlar içerisindedir. Bizim toplumda kader kelimesi Allah’ın bildirdiği anlamdan saptırılmış ve başa gelen istemsiz, iradesiz, zorunlu haller anlamına gelmiştir. Bugün toplumun belki yüzde doksanı, Müslümanlar olarak kaderi böyle çarpık anlıyor. Çünkü hem doğru kader itikadının öğretildiği bir okul yok,  hem de medya ve konuşanlar sürekli bu batıl anlamı çakıyor zihinlere ve bu Kur’an’a apaçık aykırıdır.

Kader anlayışı İslam mezhepleri arasındaki en önemli hak-batıl ayrımının sebebidir. Batıl cebriye mezhebi her şeyi Allah’ın planlayıp yarattığını, kulun yapıp ettiğinde iradesinin olmadığını iddia eder ki, böyle olsa kulun kötü tercihlerinin cehennemle cezalandırılması zalimlik olurdu. Allah zerrece zulmetmez. Bunu karşı ucundaki mutezile mezhebi ise, güya Allah’ı sorumlu tutmamak için,  kişi yaptıklarını kendisi yaratır diyerek bu sefer Allah’ın hakimiyetini yok ediyor. Kula ilahlık veriyor. Allah apaçık anlaşılır Kur’an’da, herkesin sadece çabasının karşılığını alacağını, zerrece iyiliğin veya kötülüğün sahibini bulacağını, herkesin tercihlerinden sorumlu olduğunu bildirmiştir.

Ehlisünnetin, daha doğru tabirle Kur’an’ın itikadında ise burada zikretmeyeceğim çeşitli ayetlerden derleyebileceğimiz kader anlayışı şöyledir: Hayrı ve şerri ve her şeyi yaratan Allah’tır. Allah dilemezse, hayra veya şerre izin vermezse biz dileyemeyiz ve yapamayız. Yaprağı dahi Allah kımıldattığına göre cinayeti de, kurtarışı da Allah yaratmazsa kimse yapamaz. Allah hem genetik gibi zorunlu ve değiştirilemez planlar ve mecburi takdirler yaratır… Hem de  hayır ve şer seçenekleri yaratır ve kullarını bu seçenekler arasında serbest bırakmaya imtihan müddetince söz vermiştir. Kul depremin altında kalmak gibi bir zorunlu kader yaşayabileceği gibi, Allah’ın kendisine nasip edeceği bir dizi eş adayı arasından arzuladığı seçmek gibi iradi bir kader de yaşar.

Allah’ın insana verdiği akıl ve basiret, insanın bu ikisini birbirinden ayırt etmesine yeter. Yani evlilik kader midir diye soran insan, eğer aklını çalıştırırsa, hangi yaptığı işi zorunlu kaderiyle, hangisini de kendi seçimine bağlı kaderiyle yaşadığını ayırt edebilir. Fakat kişi Allah’a asilik edip de “Kim aklını kullanmazsa Allah onu pislik içinde bırakır.” (Yunus, 100) ayetine isyan eden Müslümanlardan olursa o zaman Allah onun kader anlayışının çarpılmasına ve bataklıkta boğulmasına izin verir. Kişi kendisi eder, kendisi bulur. Başkasını suçlamasın kimse.

Aklı kullandığınızda şunu kolayca anlıyorsunuz: Kişinin kolunu kuş kanadına dönüştürememesi, kadın veya erkek olarak doğması  zorunlu kaderdir; ama çay içmesi, pencereden atlaması seçimine bağlı kaderdir. Evlilik teklifine evet demesi de, fuhuş yapması da, iffetini koruması da, bir ahlaksızı veya ahlaklıyı eş olarak seçmesi de tamamen, Allah’ın duruma göre nasip ettiği seçenekler arasından kendi tercihidir. Tercihinden sorumlu olduğundan, tercihinin bedelini hem dünyada ve hem de ahirette çekecektir. Ailelerin reşit olmamış çocuklarını zorla evlendirmesi ayrı bir konudur, bu bahisle izah edilmez. Bir yanlışa kişiyi zorlayan ondan sorumludur ve yanlışa karşı koyma gücü olmayan da ancak iradesi oranında sorumlu tutulur.   Biz bu hususları #ruhsalzeka ve #sonsuzlukyolculuğu kitaplarımızda yeterince detaylı biçimde izah etmiştik. Oradaki hikmetlerin henüz ulaşamayanlara da ulaşmasını Allah nasip etsin.

Biraz daha detay ve tekrarla izah edersek şöyle diyelim: Kader genetik kurallar gibi zorunlu ve bu mektubu okumak gibi iradi işlerin tamamını ifade eden Allah’ın bilgisini ve planını kapsar. Yani kaderin bir kısmının içinde yaşarsınız zorunlu olarak, bir kısmını da Allah sizin iradenize, tercihlerinize bağlayarak yaratır. Ne isterseniz onu yaratır yani. Sadece Allah yaratır.  Bütün şekiller, düzenler, hepsi kadere, yani ilahi plana işaret eder. Her ağacın yaprağına ayrı bir şekil yani ayrı bir kader vermiştir Allah. Her varlığın bedel ölçüleri bir kader iledir. Hatta olaylarda dahi, mesela kadınla erkek sayılarının eşite yakın olması tesadüfün değil, gizli kader planının işidir. Savaşları, ekonomik kriz veya gelişmeleri de Allah toplumların layıklarına göre zaman planına yerleştirir. Bunlar kaderin gizemine dair ayrı bir kitap haline toparlama projemizde henüz yazamadığımız derin meselelerdir.

Kişi kendi seçtiğinden sorumlu, Allah’ın genetik olarak ona zorla  yaptırdığından sorumsuzdur. Yani elinde olmayan nedenlerle yaptığından –sindirim sisteminin çalışması gibi-  ne sevap ve ne de günah kazanır.  Evlilik de bu bütünlüğün içerisindedir. Kişi bir fahişeyle evlenirse bunu ona asla Allah dayatmaz. Ahlaklı, hayırlı birisini seçerse bu kendi tercihini Allah’ın ona nasip etmesiyle, arzuladığına onu kavuşturmasıyladır. Allah kader içerisindeki rolümüzü, Allah’ın lütfundan nasibimizi aramamızı emrederek belirtmiştir. Kur’an’a göre görevimiz budur. Yani Allah hayırdan ve şerden seçenekler yaratmıştır. Biz de duamızla ve çabamızla o seçenekler arasından hayırlı bildiğimizi elde etmeye çalışacağız. Bütün hayatımız boyunca yapmamız gereken budur. Bir kısım ahmak insanlara ise milyon kere anlatsanız bu gerçeği kavratamıyorsunuz. Aklını kullanmamaya kararlı insan beni muhatap almasın. Ben öylelerini insan yerine koymuyorum, Yunus, 100’ ayetine göre, Allah’ın pislik içerisinde bıraktığı kimseler olarak görüyorum onları.  Beyinlerini sıfırlamışlar, hala inadına size yok şöyle hadis varmış filan diyerek inadına saptırıyorlar. Onlar Allah’ın düşmanı olan saptırıcılardır. Kader kulun dua ve çalışmasına Allah’ın takdir ettiği nasiptir. Evlilik nasip olacak mı, bekâr mı ölecek kişi? Allah bilir. Kişi evlenecekse ona eşini ne tam zorunlu olarak Allah dayatıyor ve ne de insan mutlak surette canının istediğini bulabiliyor. Kader açısından hayırlı ve şerli sınırlı seçenekleri kulunun önüne koyan Allah’tır, bunların aralarından seçen de insandır.” #muhammedbozdağ