Çekim Yasası (secret) safsatası karşısında iman ve kader itikadı…

1433

Muhammed Bozdağ -Dualar

Aşkla İmtihan

Çekim Yasası (secret) safsatası karşısında iman ve kader itikadı…

Bildiğiniz üzere küresel işgal planının organize araçlarından biri olan  çekim yasası safsatası bir dönem dünyada ortalığı kasıp kavurdu ve insanlara bir çırpıda hayata, yaradılışa, oluşa dair bir dizi inanç ve itikat yerleştirdi. Bu inançlar bilinçaltında çaktırmadan yeni bir seküler din mistisizminin temellerini inşa ediyordu. Acaba bu teori gizlice sizin de imanınızı bozup ahiretinizi tehlikeye atmış olabilir mi?  Bir yerlerden bu teorinin telkini almış ve sorgulamadan kabul etmiş olabilir misiniz? Hayatımızı kabul ettiğimiz inançların yönettiğini biliyorsunuz değil mi? Geleceğimizi kurtarmak için aşağıdaki hususları iyi bilmemiz son derece önemli…

Biz Müslümanlar, kainatın tek bir yaradanı olduğuna iman ettik. Bize göre Yaradan geçmişi ve geleceği bilecek bir ezeliyete, zaman üstü aşkınlığa sahiptir. Tek Yaratan Allah’tır. Allah bu kainatı yoktan yaratmış ve kainat içerisinde en özel varlık olarak seçtiği insana amaçlar hedefleme ve o amaçlara ulaşmak uğrunda dua edip çabalama beceresi ve imkanı vermiştir. Bu inanca göre, insan yürekten dua eder ve Allah’ın doğa kanunlarına uygun bir disiplinle çalışır. Allah da duasını kabul ederse yolunu açar ve çalışmasını amacına ulaştırır. Mesela insan güzel bir bahçemi amaçlarsa, güzel bir bahçe için dua etmeli ve ona göre de arazisini edinip imar etme yolunda çalışmalıdır.

Şayet Allah onun duasını kabul ederse ona bahçe edine yolu açacak, ancak dua ederken tembel durur ve çalışmazsa da duasına bir karşılık vermeyecektir. Bazen de duasının karşılığını bazı hikmetlerle değiştirir veya geciktirir veya ahirete bırakır. Bu inanç sisteminde nihai olarak tek kudret ve irade sahibi Allah’tır.  Bu inanç çerçevesinin dışına çıkan görüşler şirk alanına girmekte ve Allah’a başka kudretleri veya yaratıkları ortak koşmak anlamına gelmektedir.

İnsanlar tarih boyunca, bu noktadaki itikattan saparak,  kralları, şeytanları melekleri, peygamberleri ve hatta kendi egolarını Allah’a ortak koşabilmişlerdir. Allah kıyamet günü tövbesi edilmemiş günahları dahi affedebileceğini belirtirken bir terk şirki kesin olarak affetmeyeceğini ilan etmiştir. Bu açıdan bu konuda her müminin son derece titizlikle bilgilenmesi son derece önemlidir.

Son yılların insanlığı kitleler halinde şirke sürükleyen en önemli organize operasyonu çekim yasası (secret) safsatası olmuş ve bu fikir modeliyle bilgisiz insanların tek Allah, iman, kader anlayışı bozulmuş ve çözülmüştür.  Çekim yasası teorisiyle insanın istemesi ilah düzeyine yükseltilmiş, bir yaratıcı cinin insanın istemesine kulluk ederek, insan ister istemez yaratmaya başladığı iddiasını şuur altına ekmiştir. Bu safsataya inanan yüz binlerce insan da böylece ahiretini ateşe atmış ve  secret yapıyoruz, çekim yasası uyguluyoruz diyerekten, parayı düşünmekle üzerlerine parayı çekecekleri tarzında gülünç, çocukça çözümler denemeye kalkışmışlardır.

Muhammed Bozdağ’ın bu konuda aşağıya eklenen yazısı ilk olarak 14-Haziran-2007 tarihinde yayınlanmıştır.


 

Kişisel gelişim bize çalışkanlığı aşıladığı, başarının bedeline hazırladığı ölçüde anlamlı ve değerlidir.

 

Son on yıldır Batı kaynaklı bir kişisel gelişim dalgasında savruluyoruz. İçimizde patlamak isteyen hayata tutunma ve başarılı olma arzusuna hitap eden kişisel gelişim akımına direnmek de savruluşumuzu önleyemiyor.

Kişisel olarak Batı kişisel gelişimciliğin çökertici boyutlarına tavır almış, inanç sistemimizi ve temel değerlerimizi tamir etme çabasına adanmış bir yazar olmaya gayret ediyorum. Fakat, bugün kişisel gelişimciliğin geldiği nokta, toplumumuz üzerindeki tehlikenin bireysel çabalarla aşılamayacağı boyutlara ulaşmıştır. Dini değerlerimizi, kader anlayışımızı ve Allah-evren ilişkisini sağlıklı kazandıramadığımız büyük bir kitle, bu savruluşüzerinden ciddi bir psikolojik bunalıma sürükleniyor.

Toplumumuza taşınan kişisel gelişim felsefesinin doğduğu ABD toplumu dünyanın en mutsuz toplumlarından biridir. Bireyler yapayalnızdır, ahlaki sınırların çok ötesine taşılmıştır. İnternet trafiğinin yüzde sekseni cinsellikle ilgilidir, evlilik çökmüş, altta kalan ölüme terk edilmiş, zaten azalan evliliklerin de yarısı boşanmayla sonuçlanmaktadır. Halkın yarıdan fazlası  antidepresan kullanmaktadır. Bizi huzura böyle bir toplum mu taşıyacak?

Batının materyalist ahlakçılığı, Hıristiyanlığın karşılamadığı noktalarda Uzakdoğu dinleriyle tamamlanan evren görüşü toplumumuzu da aynı bunalıma sürüklemek üzeredir. Batı kişisel gelişimciliğinin maddeci, bireyci, zevkçi, rekabetçi, kibirci, dünyacı motivasyon unsurları artık o toplumları da kesmiyor. Şimdilerde, ne bilimin, ne dinlerin ve ne de ateizmin sınırlarına sığmayacak, insana tanrısallık sunan yepyeni hayal mahsulleriyle karşılaşıyoruz ve maalesef satılana talip oluyoruz.

Oysa öz değerlerimiz son derece güçlüdür ve Batı’ya gerçek huzuru öz değerlerimizle asıl biz taşıyabiliriz. Ama görün ki, toplumun bir kesiminin inanç temellerimizi yeterince kazanamamış olmasının bedeli, böyle şaşaalı söylemlere kapılmamız oluyor.

Kişisel gelişimle ilgili şu hususları dikkate almalıyız: Bedava ve bedelsiz başarı yoktur. Her zafer azimli ve çoğu zaman yorucu çabalar gerektirir. Ahlaksız gelişim gerçek gelişim değildir. İnsani değerleri kaybettiren başarı, başarı değildir. İnsan tanrı değildir ve yaratamaz. Düşüncenin, hayalin filan yaratma kudreti yoktur. Bir kader planı içerisinde yaşıyoruz ve çalışan herkes bir başarıya ulaşabilirse de herkes dilediği her şeye bu dünyada ulaşamayacaktır. İnsanın huzuru servette, makamda değil, üstün kişilikte, temiz bir kalpte, çalışkanlıkta, Yaradanla dostlukla ahırete hazırlanmakta ve yardımlaşmakta saklıdır.

Okuyuculardan gelen ısrarlı sorular üzerine, haddi fazla aşan son ayların en çok satan kişisel gelişim kitabını incelemek durumunda kaldım. Türkiye’de hala çok satan malum yabancı kaynaklı kişisel gelişim kitabının önermelerinin bizi nasıl bir inançsızlığa ve bunalıma sürüklediğini somut örneklerle göstermek ve bazı iddiaları cevaplamak istiyorum:

Önerme: “İstediğiniz her şeyi elde edebilir, her şey olabilirsiniz.” “Seçtiğiniz şey ne olursa olsun ona sahip olabilirsiniz, hedefin büyüklüğü hiç önemli değil.” S.1

Cevap: Buna inanmak için akılsız olmak gerekir. Herkes holding zengini olamaz. Yüz binlerce insan bir makamı hala etse de, herkes ulaşamaz. Zenginliğin de, makamların da bir sınırı vardır. Kimisi alacak, kimisi satacak, kimisi öğretecek kimisi öğrenecek, kimisi seçecek, kimisi seçilecek. İnsanlar bin bir türden rolün bulunduğu bir sistem dahilinde çabalarına göre ve Ruhsal Zeka’da aktardığım bir kader planı çerçevesinde rol alır ve rollerini icra ederler. Herkesin her istediğinin dünyada olması imkânsızdır. Böyle bir sınırsızlık ancak maddi sabitliğin kaldırıldığı, maddi hayatın ruhaniyat ölçüsünde esnetileceğine, göreceli yaratılacağına inandığımız cennette olabilir.

Önerme: “Hayatınıza giren her şeyi kendinize çeken siz kendinizsiniz. Bunu zihninizde tuttuğunuz imgelerin erdemiyle, düşüncelerinizle yapıyor, zihninizden geçirdiklerinizi kendinize çekiyorsunuz.” S.4

Cevap: Hem bu kadar basit değil hem de böylesine genel ve evrensel olamaz. Bu sözlerde korkunç bir genelleme ve mantıksal kavrama kusuru var. Bir çocuk öldürülse, imgelerini mi suçlayacaksınız? Evinize hırsız girse, kör bir kurşuna takılsanız, sokağınızda bomba patlasa bunları imgelerinizle, hayallerinizle mi davet etmiş oluyorsunuz? Yaşadıklarımızın binde biri bile bu iddiayı doğrulayamaz. Peki hadi astronotluğun, milletvekilliğinin vs. hayalini kurun, dünyayı gezinmeyi imgeleyin, bakın bakalım bu iş öyle hayal kadar kolay mı?

Elbette hayalleriniz duygularınızı, aklınızı, vicdanınızı, rüyalarınızı, sezgisel ilişkilerinizi içeriği yönünde yönlendiriyor. Ama, tüm hayatınızı buna bağlamak veya bu tür hayallerin mutlaka umulduğu biçimde çevrenizi köle gibi emrinize koşturacağını iddia etmek mantıklı ve gerçekçi olamaz ve hayatın gerçekleriyle örtüşemez.  işte çekim Yasası (secret) safsatası önermelerinden bazıları ve cevaplarımız:

Önerme: “…tüm yaşantınız çekim yasası tarafından şekillendirilirken bu her şeye muktedir yasa düşünceleriniz aracığıyla işliyor. … yaratım sisteminin bir bütün olarak dayandırılabileceği en büyük ve en mutlak yasa… s.4 Düşüncelerinizle sadece kendi hayatınızı yaratmakla kalmayacak, onlar aracılığıyla dünyanın yaratımına da güçlü biçimde katkıda bulunacaksınız. S. 21”

Cevap: Cebimdeki parayı düşünmem ektiğim patateslerin büyüklüğünü etkilemez. Borsa hayallerimi dinlemez. İnsan düşüncesiyle bu evrende olup bitenler arasında trilyonda bir ilişki var mı? Tüm düşünceleri toplasanız bireysel ihtiyaçlar çevresinde dönen hayaller görürsünüz. Oysa evrende inanılmaz sistemlerle bebekler, meyveler, bitkiler yaratılıyor, mevsimler mevsimleri kovalıyor. Yaratım sistemini zavallı insanın beynine bağlıyorsunuz. Oysa evrende olup bitenlerin katrilyonda biri bire insanların aklından geçememiştir.

Bir sperm ve bir yumurtadan yaratılan o zavallı, evreni yaratacak kadar muktedir demek. Bizi spermden insan vücuduna kavuşturan kimin düşünceleriydi diye sormak gerekir yazara? Ciğerlerinizdeki kılcalların dizilimini anneniz mi, babanız mı hayal etti? Şimdi bu beden sisteminizin yürütülmesi işini anne babanızdan kaç yaşında devraldınız? “Sen düşün ve doğa yaratılsın” öyle mi? Yüz binlerce yıldır insan değişti de doğanın işleyişi neden aynen sürüyor? İnsandan önce bu düşünce işini kim yapıyordu? Uzayda kim yapıyor? Dinden imandan ok gibi çıkmak, akılsız bir ateist olmak tam olarak budur. Ateistin de aklı var ve o da güler bu safsataya.

Önerme: “Kazanılan paranın yüzde doksan altısının dünya nüfusunun yalnızca yüzde biri tarafından kazanılmasının sebebi nedir sizce? Onlar sırrı biliyorlar? S.7 Parayı kendinize çekmek için zenginlik konusuna odaklanın. İstediğiniz kadar paraya şimdiden sahip olduğunuza kendinizi inandırmak zorundasınız. S.98 Parasızlığın tek sebebi paranın düşüncelerle engellenmesidir. S.99 Kendinizi bolluk içerisinde yaşarken düşünün, bereketi kendinize çekeceğinizi göreceksiniz. İşte bu kadar kolay. S.12”

Cevap: Bu mantık olsa olsa kendini darı sanarak tavuktan çekinen deliye benimsetilebilir. O süper zengin yüzde dörtlük kısım zenginliği öyle hayalle mayalle elde etmediler. Onların bir kısmı gece gündüz çalıştı, akıllı ve mantıklı hareket etti. Onların çoğunluğu da tutucu azınlık bir ırktandır, genellikle savaşlarla, masumları gasp ederek, faizle, tefecilikle ulaştılar o servetlere. Demek o gurubun sırrını bize pazarlıyorsunuz. Dünyada kaynaklar sınırlıdır, yeni zenginlik oluşturmanın tek yolu üretmek, dengeli paylaşım sağlamanın tek yolu da hukuk sistemlerinin adil düzenlenmesi ve insanlara fırsat eşitliği verilmesidir. Büyük para kaynaklarının başına oturan uluslar arası yapılar fakirlerin hayata güçlü tutunmasına izin vermiyor, en büyük sebep bu.

Ekonominin açık ve net ilkeleri vardır. Hokus pokus yoluyla yoktan para yaratamaz insan. Keramet gibi şeylerse insanın mantıklı iradesine bağlı değildir ve sıradan insanların işi de değildir. Hayalle zenginlik üretilemez. Paranın tek yolu iktisat ve üretimdir başka bir şey değil. İnsanları böyle bir kolaycılığa terk etmek, tavuklar gibi yem beklemeye sonra da kurban edilmeye hazırlamaktır. Hiçbir zengin toplum servetini böyle bir kolaycılıkla elde etmemiştir ve edemez.

Önerme: “Siz evrendeki en güçlü mıknatıssınız. İçinizde barındırdığınız manyetik güç yeryüzündeki her şeyden daha güçlü. Bu akıl sır ermez çekim gücünü yayan ise yine sizin düşünceleriniz. S.7 İnsan kendi evrenini kendisi yaratır. S.36”

Cevap: Herhangi bir insan nasıl evrendeki en güçlü mıknatıs olabilir? Ben en güçlüsüysem diğer 7 milyar insan ne? Evren dediğin yüz milyarlarca galaksi ve trilyonlarca yıldız. İnsan dediğin evrenin adeta son saniyesinde trene atlayan tırtıldan küçük bir zerreden yaratılmış aciz ve kırılgan bir canlı. Bu denli bilimden, akıldan, mantıktan, dinden ve insanlık namına her değerden uzak bir safsata nasıl gerçek diye sunulabilir? Böyle bir kibir saplantısı ilahi gazabı davet eder. Demek insan kendi evrenini yaratıyor. Neden bir tane evren var, neden herkes bir tane dünyada yaşıyor? “Herkes ettiğini bulur” deseniz anlayacağız da birinci ve ikinci dünya savaşlarında ölen 60 milyon kadının, çocuğun, hastanın suçu ne? Aziz şehitlerimizin suçu ne? Bize hiç mi haksızlık yapılmıyor, her acımızın suçlusu nasıl biz olabiliyoruz? O zaman ne gerek var hukuka ve adalete?

Biz Müslüman bir toplumuz. Bir Allahın varlığına inanırız ve O’ndan başka hiçbir şeye hakiki kudret atfedemeyiz. İnandığımız Allah gökte kendi başına yaşayan sakallı bir dede değil, tüm evreni varlığa taşıyan, yaratan, yöneten ve planlayan, zaman ve mekan ötesi bir sonsuz varlıktır. Bilir, tercih eder, yapar ve konuşur. Önermedeki sözler “Allah yoktur ya da evrenin kendisidir” anlamına gelir. Bu sözleri en azından “aaa olabilir aslında” hissiyle okuyan o anda imanını yitirmiş, cennetin en uzağına düşmüş olacaktır.

Önerme: “Çekim yasası doğaya ait bir yasadır…. Çekim yasası üzerinde düşündüğünüz şey ne ise onu verir… Çekim yasası itaatkardır… s.13 Çekim yasası bir yaratım yasasıdır. S.15 Bir şeyi düşündüğünüzde yaratım yasası işliyor demektir. S.17”

Cevap: Şimdiye kadar neler düşündüğünüzü hatırlayın lütfen. Binde biri gerçekleşti mi? Gerçekleşenler de kendiliğinden mi, yoksa girişimlerinizle mi ortaya çıktı? Hayatı başka birçok insanla ve olayla paylaşıyoruz. Yani ben düşüncelerimle yaratıyorsam demek ki başkasının kaderini de belirliyorum öyle mi? Herkes herkesin kaderini belirlemeye kalksa hayatta düzen olur mu? Vay o zaman güzellerin ve yakışıklıların haline, kimin elinden kurtulacaklar bakalım.

Önerme: “Cin sadece emirlerinizi yerine getirir. Cin üzerinde düşündüğünüz konuştuğunuz ve etkilediğiniz her şeyi istediğinizi varsayar. Siz evrenin hâkimisiniz. Cin ise size hizmet etmek için hazır beklemekte. Cin emirlerinizi asla sorgulamaz, siz düşünürsünüz ve … o yapar. s.46”

Cevap: Yazar cinle konuşmuş, o evrensel cinle tanışmış anlaşılan. Bu cin öyle akıllı ve kudretli ki her şeyi yaratıyor, ama öyle akılsız ki, niçin düşündüğünüze, isteyip istemediğinize bakmıyor, sadece ne düşündüğünüze bakıyor. Hem yaratan cin ve hem de sadece dünyanın değil evrenin bile hâkimi sizsiniz. İnsan denen zavallıya kölelik yapan cin nasıl oluyorsa insanların yarısını çirkin, çoğunu fakir, yarısını hasta, yarısını gariban yapıyor ve hepsini öldürüp çürütüyor. Nasıl oluyorsa koca evrenin hakimi bir spermden doğuyor, nasıl oluyorsa evrenin hakimi ölüyor, çürüyor, nasıl oluyorsa bir sürü evrenin hakimi var.

Önerme: “Defalarca istemeniz gerekmiyor. Sadece bir kez isteyin. s.48 Evren isteklerinizi yerine getirmek için kendisini yeniden düzenlemeye başlayacaktır. S.51”

Cevap: Sadece bir kez demek. Bu ne menem bir cin ki benim binlerce isteğimi henüz gerçekleştirmedi. Hele de nefsimden gelen her isteği gerçekleştirseydi belki de şimdi bir kanalizasyon çukurunda gebermiş olacaktım. Pişmanlığıma, isteğimden dönmeme fırsat kalmayacaktı.

Önerme: “… yaşlanma.. zihnimizden kaynaklanır,… ebedi sağlık ve gençlik üzerinde odaklanın.s.139”

Cevap: Ya… Demek hala genceciksiniz. Demek genetik plan yok. Bu ne iştir ki evrenin en büyük manyetik gücü olan ve o sırrı keşfettiğini iddia ettiğiniz servet sahiplerinin biri bile dünyada kalamıyor, hepsi yaşlanıyor ve göçüyor. Bu sözlerin sahibini de yakında göreceğiz yaşarsak.

Önerme: “Kanserle yoksullukla, savaşla, uyuşturucuyla savaşmak bu tür durumları arttırıyor.s.141 …neye karşı koyarsan o ısrarla olmaya devam eder. Ben bunu istemiyorum diyorsunuz, hoşlanmıyorum duygusu ortaya çıkıyor o da size doğru koşuyor. S.142”

Cevap: İşte bir insanı dondurmanın, bir milleti çökertmenin en sinsi yolu. Yazar biraz psikoloji öğrenmiş, vesveseyle mücadele etmenin yolunu hayatın kanununa dönüştürmüş. O zaman gelsin savaş, gelsin yoksulluk, gelsin kanser. Hepsini seviyoruz, hiç biriyle ilgilenmiyoruz, önemsemiyoruz ve kurtulmanın yollarını aramamız gerekmiyor.

Önerme: “Neyi seviyorsanız onu yapın. Seçtiğiniz şey ne olursa olsun doğru olacak. Güç tamamıyla sizindir.s.184”

Cevap: İşte kitabın meyvesi… “Tanrı yoksa her şey meşru” demiş ya bir düşünür. Canınız çalmak istiyor çalın, uyuşturucu istiyor uyuşun, öldürmek istiyor hızlı davranın. Sevdiğiniz her şey doğrudur, ahlak yoktur, siz asla yanlış bir şeyi sevmezsiniz.

Yüzüklerin Efendisi, Harry Potter gibi büyücülük yapımları bir hayal ve kurgu olarak algılandığı için yetişkinlere fazla zarar vermeyebilir. Ama bu eserdeki iddia hayatın gerçeklerine dairdir ve tehlikesi de gerçek bir inanca dönüşme ihtimalinin yüksek olmasındadır.

Bir okuyucu, kitapta Yaratıcıyla ilgili bir kaç sözü hariç tutarsak sorun olmadığını düşündüğünü yazdı. Oysa aksine kitabın tüm ana fikri ve felsefesi ve önerilen her şey bu kendiliğinden veya doğa tarafından otomatik yaratma iddiasına dayanır. Bu temel felsefeyi yok saysanız diğer kısımlar tümden boşa çıkar, anlamsız kalır. Kitabı okuyan bir müslüman, “Allaha da inanayım, bu teze de inanayım” diyorsa bu da Mekkeli müşriklerin Allahla birlikte başka ilahlar olduğu inancının bir kopyası olacaktır.

Kuran’da “Allah dilemezse siz diyemezsiniz” buyrulduğunu biliyoruz. Yani isteklerinize karşılık verecek olan bir robot veya köle değil. Allahın herşeyin yaratıcısı olduğunu söylediğini de biliyoruz. İnsanların binbir farklı biçimde ve yaşta ölüp gidebildiklerini de görüyoruz. İlahi takdir milyarlarca insanı hayallerinin tam ortasında dünyadan alıp götürüyor. İrademizin sınırlarının farkındayız. Dünya hırsı nasıl oluyor da aklımızı bu denli esir alabiliyor?

Dinimizi doğru öğrenememenin bedelini çok ağır ödüyoruz. Dini boşluk bizi sorumsuzca üretilen hayal mahsulü dinlerin ocağına itiyor. Dinler aşağılanıp dini eğitim yok edilince, insanlar büyücülük, astroloji, falcılık gibi modern dinlere yöneliyor. Dünyaya hükmedenlerin sıradan tüketicilere biçtiği rol bu. Ahirzamanın ne üzücü tablosu bu. Dünyamızı kaybediyorsak bari ahıretimizi kurtarsaydık.

Bu kitap sır mır değil, düpedüz bir düzmecedir, Bizim tasavvuf geleneğimizde, dinimizde anlatılan manevi boyutun kökten tersyüz edilmesi ve kötüye kullanılmasıdır. Başarının gerçek sırrını arayanlar, peygamberlerin (as) bize Yaratandan getirdiği bilgileri irdelemelidirler. Eğer evrenin sırrı varsa onu Allahın elçilerinden daha iyi bilen ve bildiren kimse olamaz.

Kişisel gelişim bize çalışkanlığı aşıladığı, başarının bedeline hazırladığı ölçüde anlamlı ve değerlidir. Ayrıca, manevi ve ahlaki gelişimi gizleyen kişisel gelişim, gelişim değildir. Hele de böyle insana tanrısallık hayali satan, uyuşukluğa, hayalciliğe, tembelliğe, ahlaksızlığa, para tapıcılığına sürükleyen şey gelişim yolculuğu değil, çukur yolculuğudur.

Dr. Muhammed Bozdağ  Yetenek.com