Ruhsal Zekanın sırrı üzerine…

445
Ruhsal Zeka
Ruhsal Zeka

-rz-kenar (1)Aksiyon Dergisi: Ruhsal Zekanın sırrı üzerine…

21-Temmıuz-2006
Aşkla İmtihan

Aksiyon Dergisinden Adem Figan Bozdağ’la Ruhsal Zeka üzerine konuştu. “Özümüze dönmek, tarihe bir kez daha, ne kadar güçlü ve özverili bir toplum olduğumuzu ispat etmek istiyoruz. Düşünme biçimimizi yeniden yapılandırmak ve artık coşku durumuna geçmek zorundayız.”

Aksiyon Dergisi
Röportaj/ 20 Ocak 2001 Sayı: 320
Adem Figan
Ruhsal zekânın sırrı…
“En büyük acılar, en büyük mutlulukların habercisidir. Her onurlu hayat, varlığını doğum çığlıklarına borçludur. Aşkın acısı olmasaydı kavuşmanın coşkusu yaşanır mıydı? Bu yankılara bakarak, ruhlarımızın hâlâ canlı olduğunu, tarihe bir kez daha, şahlanan bir toplum olarak geçeceğimizi söyleyebiliriz”
‘Düşün ve Başar’ adlı kitabı ile başarılı bir çıkış yapan yazar Muhammed Bozdağ, ikinci kitabı ‘Ruhsal Zeka’ ile yine kendinden epeyce söz ettireceğe benziyor. İnternette ‘yetenek.com’u yöneten ve radyo sohbetlerinde bu konuya büyük yer ayıran Bozdağ’a göre ‘Hemen her alanda başarılı olmak için zihinsel ve duygusal zeka yeterli değil. Bir de belki onlardan da zaman zaman öne çıkan ruhsal zeka başarı için önemli bir faktör’.
Bozdağ’a ‘ruhsal zeka’nın ne olduğunu sorduk;
—İkinci kitabınızın adı Ruhsal Zeka… Ne demek ruhsal zeka? Ruhsal zeka zihinsel ve duygusal zekayı nasıl tamamlıyor veya bunların neresinde duruyor?
Son iki asırdır zihinlerimiz hayatın maddesel yüzeyinde olup bitenleri analiz etmeye odaklandı. Zihinsel zeka (IQ) ile, nesneler arasındaki ilişkileri, ayrımları, benzerlikleri hızlı ve doğru kavramayı kastediyoruz. Daniel Goleman’ın 1990’lı yılların başlarında ileri sürdüğü duygusal zeka (EQ) ise, insanlar arası ilişkilerin duygu ve anlam boyutu üzerinde odaklanıyor.
Ruhsal zeka(SQ) kaderin sırrını çözmeye ve bu sır içinde kendimizi konumlandırmaya yönelik çok ciddi bir girişim. Bu kavramın kader anlayışımıza açıklamalar getirmeyi hedeflediğini söyleyebilirim.
Zihinsel ve duygusal zeka, bir hayat çizgisini, tesadüf kavramına başvurmaksızın, baştan sona açıklayamaz. Neden bir trafik kazası, deprem veya bir yangın tüm zekanıza ve çalışmanıza rağmen önünüzü kesiyor? Zekisiniz, belki dahisiniz ve yırtınırcasına çalışıyorsunuz? Ama bu alt yapı başarmanıza yetmeyebilir; nitekim binlerce örneği gözlerimizin önünde.
Oysa ruhsal zeka evrenin ruhsal boyutlarıyla nasıl temas kurabildiğimizi açıklıyor. Dahası hayatı diğer zekalarda olduğu gibi kesitler halinde değil, doğumdan sonsuzluğa uzanan bir bütün olarak anlamlandırma yeteneği kazandırıyor. Diğer iki zekaya göre iyi veya kötü olan, ruhsal zekanın kriterlerine göre tam tersi bir anlam taşıyabilir. Ruhsal boyutundan yakalanamayan her anlam eksik kalmaya mahkumdur.
— Ruhsal zekanın insanı sınırsız güce ulaştıracağını ifade ediyorsunuz. Bu insana olağanüstü bir nitelik vermek anlamına gelmiyor mu?
İncelik şurada: Gücü kendimizde veya kendimizden sanırsak, hayatımız bize bir karıncadan da güçsüz olduğumuzu ispat edecektir. İnsanı bir avuç et parçası sanıyoruz; insana bozdag-boy27sınırsız güç atfedenler, gücün bu et parçasının neresinde olduğunu açıklayamazlar. Doğrudur; insan bedeni basit bir mikroba yenik düşebilecek kadar çaresizdir. İnsanın kendi gücü sıfırdır bana göre. Sadece lokmayı çiğniyor; çiğneyen gerçekten kendisi mi?
Anne rahminde, tüm organlarıyla harika bir bedenin örgülenme sürecinden, değil annenin kudreti karışması, bilgisi bile yok. Böyle mucizelerin ardındaki sırrı göremeyecek kadar akıllarımızı öldürmüşüz.
Ama burada durmalıyız: Bedenimizin aksine, ruhumuz tüm evrene uzanabilecek kadar engin bir potansiyelle yaratılmıştır. Yeryüzünü değiştiren kudret, insan ruhunun ardındaki hazineden evrene akıyor. İnsan ruhunun dayandığı sınırsız güç, bazı zalim toplulukları yok etmek için gönderilen melekleri yönlendiren gücün aynısıdır. Yaratıcının, yaratıklar aracılığıyla kullanılmasına izin verdiği kendi gücünü kast ediyorum.
Biz, sıradan hayatımızda bu gücün yansımalarını, nazar örneklerinde, beddua, dua ve lanetlerin etkilerinde zaten yıllardır gözlemliyoruz. Ama bu güç görünmez ve madde dışı olduğu için, bu gücün ürettiği sonuçları tesadüf, şans gibi kavramlara yüklüyoruz. Oysa hayatta zerre kadar tesadüf yoktur.
Ruh, ardındaki sınırsız okyanusa açılan bir çeşmedir. İnsan, bu çeşmenin musluğunu, başarabileceği kadar açabilmekte hür bırakılmıştır. Bu yönüyle, ruhumuzun kaynağıyla bağımızı kurabilirsek, evrenin sahibinin gücü sayesinde evrene meydan okuyabiliriz. Nitekim İslam Peygamberi (s.a.s), “Eğer Allah’ı hakkıyla tanısaydınız, duanızla dağlar yerinden oynardı” demiştir. Dahası Peygamberin tabiat kanunlarına meydan okumasına izin verilmiş, Ay ortadan ikiye bölünmüş, on parmağından on çeşme su akmıştır. Bu olağanüstü kapı, aynı kimlikten yaratılan tüm insanlara potansiyel olarak açıktır ve herkes az veya çok bu kapıdan besleniyor zaten.
Biz de, bu kapıdan nasıl beslenebileceğimizi anlatıyoruz. Bizim sınırlı gücümüze değil, bizimle olan sınırsız güce dayanmanın yollarını öneriyoruz.
—Israr ile başarma arasında doğrudan bir ilinti kuruyorsunuz. Bunu biraz açmak mümkün mü?
Israr gücünün zihinsel veya duygusal zekayla değil, ruhsal zekayla ilgisi var. Karşınıza bir duvar çıksa da hâlâ ve ısrarla üzerine yürüyorsunuz. Aşıp aşamamanız hiç önemli değil, çünkü aşmak sizin göreviniz değil. Israr sabrın bir diğer adıdır; ruhun madde ötesinden devşirdiği enerjinin hacmini artıran tek yöntemdir. Teslim oluyorsunuz ve ilerliyorsunuz. Israr başarının logaritmik hızlanmasının, size sunulacak ruhsal desteklerin katlanmasının tek yoludur. Tüm evren ve evrenin her bir nesnesi, son ana kadar ara vermeden, görevlerini yapmaya devam ederler. Doğal ortamında serbest bırakılan yaratıklar arasında, birkaç teşebbüsten sonra vazgeçen tek yaratık insandır. Bir karıncanın yolunu tuttum; geçebilmek için bir saat uğraştı; ben engellemekten bıktım, ama o mücadeleden bıkmadı.
—Yani ısrar başarının en evrensel kuralı mı demek
istiyorsunuz?
Evet, onlardan biri, belki de en önemlisi. Tahmin ettiği sonuç ne olursa olsun, sonuna kadar ısrar etmeyen hiç kimse, başaramamıştır. Sonucu dert etmeyin. Sınavı siz kazanmayacaksınız. Hak ettiğinizde size kazandırılacak. Size düşen sadece sınavı kazanmayı hak etmek için elinizden geldiğince çalışmak ve sonra da kaderin sahibinin yaratacağı sonuçla yüzleşmektir.
Yaratıcı dünyada hikmeti hakim kılmıştır. Yarın olacaklar, olmadan belki yıllar önce yola çıkarılmıştı ruhsal evrenden. Bu yıl yiyeceklerimizin hesaplanarak yaratılması süreci, geçen yıl başlamadı mı? Hatta daha doğrusu, ne kadar meyve yetişmesi gerektiği o ağaçların dikildiği yıllar öncesinden belirlenmedi mi? Yıllar öncesinden yola çıkanlar, yıllar sonra inanılmaz bir denge kuruyorlarsa, anlam açık: Çünkü yıllar sonrasının dengesi yıllar öncesinden hesaplanmıştı. Bu yönüyle ısrar yıllar sonrasının yıllar öncesinden belirlenmesi sürecinde, insan iradesine çok büyük fırsatlar sunuyor.
—Bu sizin bu alanda yazdığınız ikinci kitap. Şimdiye kadar ne tür tepkiler aldınız?
Bir yıl içinde yüzlerce mektup ve binlerce e—mail aldım. Günümün en az bir saati elektronik mektuplara cevapla geçiyor. Şimdilik iletişimlerimiz, Ankara’daki seminerlerimize, radyo konuşmalarımıza, Düşün ve Başar kitabımızın eksenine dayanıyor. Ruhsal Zeka piyasaya yeni çıktı. Tepkiler yeni ulaşmaya başlıyor. Önemli bir tartışmaya girileceğini hissediyorum. Bu bağlamda, geniş coğrafyada çok renkli bir kitlenin coşkusuyla karşılaştım. Ortaokul, lise, üniversite öğrencilerinden, vatani görevlerindeki askerlere; memur, öğretmen ve akademisyenlere kadar, geniş bir kitlenin ciddi yankılar göstermesi bizim için de çok umulmadık oldu.
Bir okuyucu, “kitabınız sayesinde cesaretimi toplayıp kendi şirketimi kurdum ve şimdi işimin patronuyum” diyor. Bir diğeri, daha önce imkansız sandığını başardığını yazmış. Kitabı okuyunca, planını yapmış, harekete geçmiş ve ilk defa bir ihracat gerçekleştirmiş. Pek çok genç, üniversite sınavını kaybedince, mücadeleden vazgeçtiklerini, çöktüklerini, ama kitabı okuyunca asla geri dönmemecesine her şeye sıfırdan başladıklarını yazdılar.
Bir diğer anne gözyaşlarıyla sevincini anlatıyor: Depremden sonra oğlu büyük ıstırapların içerisine girmiş, yaşama isteğini yitirmiş. Kitabı okuyunca, devrim gibi bir değişim yaşıyorlar, bir günde.
Pek çok okuyucudan, kitabı 20—30 adet alıp elemanlarına dağıttıkları veya öğrencilere hediye ettikleri yönünde bilgiler aldım. Çok abartılı gelebilecek bazı rakamları vermek istemiyorum. Kitabı tüm aile bireyleri elden ele dolaştırdığı için sıranın bir türlü kendine gelmediğini, tekrar satın almak zorunda kaldıklarını söyleyenler var. 4 defa, 6 defa okuduklarını yazanlar var. Bir kitap nasıl dördüncü defa okunur?
—Bu yankıları nasıl yorumluyorsunuz?
Demek ki ruhlarımız bunalmış. Özümüze dönmek, tarihe bir kez daha, ne kadar güçlü ve özverili bir toplum olduğumuzu ispat etmek istiyoruz. Düşünme biçimimizi yeniden yapılandırmak ve artık coşku durumuna geçmek zorundayız. Sevgiyi evrenselleştirebilmeli, kendimizi yeniden yapılandırarak kenetlenmeyi başarabilmeliyiz.
En büyük acılar, en büyük mutlulukların habercisidir. Her onurlu hayat, varlığını doğum çığlıklarına borçludur. Aşkın acısı olmasaydı kavuşmanın coşkusu yaşanır mıydı? Bu yankılara bakarak, ruhlarımızın hâlâ canlı olduğunu, tarihe bir kez daha, şahlanan bir toplum olarak geçeceğimizi söyleyebiliriz. Hayır, karamsarlıklar kesinlikle bizi batıramayacak.