Ne kadar sağlıklı besleniyoruz?

686
Zihinsel Şifa Sözleri
Zihinsel Şifa Sözleri
Aşkla İmtihan

Muhammed Bozdağ’dan beslenme önerileri…

Özetle beslenme şeklinin, zamanının ve niteliğinin hayatımıza etkisi büyük olacak. Vücut kimyamızın sağlığı psikolojimizi ve psikolojimiz de başarımızı biçimlendirecek.

Öneriler:
1.Her öğünde midenin 1/3’ünü rahat solumak için boş bırakmak
2.Bol sıvı gıdalar almak veya bol su içmek
3.Uyumadan önce 2.5 saat boyunca hiç bir şey yememek
4.Hacmi az fakat besin değeri yönünden yeterli gıdalar almak
5.Çok yavaş yemek (20-30 dakikaya yaymak)
6.Bol miktarda çiğneyerek yemek
7.Yapısal olarak zıt, çok sayıda farklı türde besinleri bir arada almamak
8.Sık atıştırmalardan kaçınmak

Beslenme Alışkanlıklarına Dikkat:

Zihinsel ve bedensel enerjimizi en fazla etkileyen hususlardan biri yemek yeme biçimimizdir. Sağlıksız bir yemek stratejisi kişinin bedeninin hızlı çökmesine, hafıza, düşünme ve kavrama yeteneğinin bulanıklaşmasına yol açar. Eğer günde 8 saat uyuduğunuz halde kendinizi hala yorgun hissediyorsanız, bedensel ve zihinsel işleriniz sizi çabucak yoruyorsa, çevrenizdeki insanlara göre hafıza ve düşüncenizde bir eksiklik görüyorsanız tanıştığınız bir insanın ismini birkaç dakikada unutuyorsanız mutlaka yemek alışkanlığınızı gözden geçirmelisiniz. Vücudumuzu ve zihnimizi tahrip eden ve stres üreten hatalı beslenme alışkanlıkları şöyle özetlenebilir:

1.Mideyi tıka basa doldurarak yemek
2.Mideyi katı yiyeceklerle doldurmak
3.Uyumaya yakın bir sırada yemek
4.Besin değeri yönünden yetersiz gıdaları almak
5.Çok hızlı yemek
6. Yeterince çiğnemeden yemek
7.Yapısal olarak zıt çok sayıda farklı türde besinleri bir arada almak
8.Çok sık aralıklarla yemek ve su içmek

 


Midenizi aşırı doldurmayınız:

Her yemek yediğimizde midemizin üçte biri boş kalmalıdır. Tam olarak dolu mide sağlığımızın zaman içinde bozulmasına, can sıkıntısına ve erken yaşlanmaya neden olur.

Midemiz dolduktan sonra dolaşımdaki kanın çok önemli bir kısmı mide içi muhteviyatının parçalanması için görev alır. Bu sırada beyni besleyen kan miktarında azalma olur. Parçalanma işlemi uzadıkça beynin yetersiz oksijenle beslenme süresi uzar. dikkat edelim: Midemiz iyice dolu olduğunda iyi bir konuşma yapamayız, başarılı bir makale yazamayız. Hatta oruçlu bir kimsenin iftar yemeğinden sonra genellikle iç bedeninde üşüme hissetmesi kanın genel dolaşımdan büyük ölçüde çekilmiş olmasından kaynaklanır. Kan mideye hücum etmiş, uzak organlardaki kılcallardan büyük ölçüde çekilmiştir. Bu durumda zihnimiz hem yeterli enerjiden mahrumdur, hem de meşguliyetinin önemli bir kısmını sindirim sistemimizin kontrol ve yönetimine ayırmaktadır.

Midemizi tıka basa doldurduğumuzda midenin peristaltik hareketi çok güç hale gelir. Bu durum karın bölgesinde basınç hissetmemize neden olur. Bu basınç içten gelen bir stres ve gerginlik üretir. Ayrıca dolu mide kalbin yer aldığı üst göğüs bölgesine basınç yaptığından diyafram yönünde nefes alınamayacağı için ciğerler az miktarda oksijenle yetinmek zorunda kalır. Bu da kandaki oksijen oranının azalmasına ve dolaysıyla beynin diğer uzuvlar gibi yeterli besinden mahrum kalmasına neden olur.

Zihinsel ve bedensel olarak genç, dinç, dinamik, sağlıklı ve güzel olmak istiyorsak yemek miktarımızı azaltmalıyız. Dr. Clive McClay bir deneyinde denek farelerinin yiyeceğini yarıya indirdiğinde iki kat daha uzun yaşadıklarını tespit etmiştir. Yine yapılan bir araştırmada har canlının ortalama yemek miktarıyla ömrü arasında oransal bir ilişki olduğu tespit edilmiştir.

Midemizi katı yiyeceklerle doldurmamalıyız:

Aksi taktirde mide içeriğinin gerekli öz suyunu her tarafa nüfuz ettirmesi güçleşir, hazım gecikir. Sindirim sistemi yorulur. Ayrıca mide-bağırsak sisteminde parçalanan gıdaların emilimi de zorlaşır ve aldığımız besinin çok önemli bir kısmı atılmak durumunda kalır.

Uyumaya yakın bir sırada yememeliyiz:

Aksi halde beyin uyku esnasında gerekli çok önemli işleri yapamaz.(Uyku Bölümüne bakınız.) Beyin günlük duygusal ve bedensel bozulmaları tamir işi ile midenin tahliye edilmesi işi arasında büyük çaba sarf eder. Uykuda gerekli fonksiyonlar gerçekleştirilemediğinde dinlenememiş olarak uyanırız ve midemizde yavaş yavaş büyüyecek olan bir rahatsızlık hissederiz. Böyle bir alışkanlığın devamı hem bedenin hücrelerinin düzenli yenilememesine hem de stres ve uzun vadede depresyona yol açar. Bu durum düşünce akışının kilitlenmesinin önemli nedenlerinden biridir.

Besin değeri yetersiz gıdalar almamalıyız:

Aksi taktirde beyin düzenleyici işlerinde ihtiyaç duyduğu yapıtaşlarından mahrum kalır. Mümkün olduğu kadar az gıda ile beslenmeliyiz ama aldığımız besinler mümkün olduğu kadar farklı olmalıdır. Her çeşit sebze, meyve ve et türlerinden az miktarlarda alabilmeliyiz. Ancak farklı türleri aynı öğünde yemekten çekinmeliyiz. örneğin meyve, sebze,et, süt, patates bir arada alınmamalıdır. Alkali ve asit karakterli maddeler bir arada alınmamalıdır. Örneğin et türü ile hamur türü birbiriyle çelişir. Farklı yapıdaki maddeler farklı sindirildiğinden bir arada alındıklarında birbirlerini olumsuz etkilerler ve sağlıklı sindirilemezler. Bu durumda midede mayalanma olur ve biz sonucu gazın artması, ekşime olması şeklinde algılarız. Bu yolla enerjimizin önemli bir kısmını kaybetmiş, gereksiz yere sindirim sistemimizi yormuş, aldığımız enerji kullanamamış oluruz.

Yemekler hızlı yenilmemelidir:

Yavaşça ve ağızda yeterince çiğneyerek yemeliyiz. Bir öğün yemek için kendimize 30 dakika zaman ayırmalıyız. Pirinç, patates, ekmek gibi nişasta içeren yiyecekler tükürükte salgılanan pityalin maddesiyle parçalanırlar. Yeterli tükürük olmadığında bu gıdaların alınması fazla bir işe yaramaz. Ayrıca tükürükteki zararlı mikropları öldürücü özellik alınan gıdanın daha ağızdayken içerisinde yer alan mikropların önemli bir kısmını imha eder. Tükürük salgısı bir yana, dişlerimizle iyice parçalayacağımız gıdalar midede kolaylıkla hazım olur. Zihin ve diğer sistemler çok yorucu işlerle gereksiz yere meşgul olmaktan kurtulmuş olurlar.

Mutlaka belirli zamanlarda yemeliyiz:

Yemek bittikten kısa bir süre sonra beyin aldığımız gıdanın yoğunluğunu hesaplar ve hangi şiddette asitli ortama ihtiyaç olduğunu tespit eder. salgılanacak mide özsuyu ihtiyacın biraz altında olduğunda midemiz asla boşalmaz. Biraz üzerinde olduğunda ise asit mide duvarını yakar, gastrit ve arkasından ülser hastalığı kapımızı çalar. Mide son derece hassas bir dengeye sahiptir. Mide özsuyu çinkoyu eritebilecek keskinliktedir. Ancak midenin etten yaratılmış olan duvarının delinmemesi için mide içi mukozası, salgıladığı sıvılarla bazik ortam oluşturan özel hücrelerle kuşatılmıştır. Asitli ortam mide iç duvarını kuşatan bazik sıvı katmana temas ettiğinde nötrleşir. Ancak her iki ortam aynı güçte ve dengede olmak zorundadır. Yemekten sonra mide içeriği parçalanmadan su içtiğimizde içeriğin asit yoğunluğunu değiştirmiş oluruz. Yeniden özsuyu salgılanmak zorunda kalınır. Bir şeyler atıştırdığımızda durum çok daha kötüleşir. Her defasında mide içeriğinin parçalanması sürekli geciktirilerek sindirim sistemi yorulur. Beyin devamlı mide ile meşgul edildiğinden zihinsel faaliyetler yavaşlar. Ayrıca mide ve buna bağlı diğer hastalıkların tohumu ekilmiş olur. Dolaysıyla suyu yemek önceyi veya yemek sırasında alabiliriz, ama yemek bittikten sonra alamayız. Su veya diğer besinleri tekrar almak istiyorsak yemekten sonra aradan 3 saat geçmelidir. Yemek rejimimizde saatlerimiz kesin hatlarla ayrılmalıdır. Örneğin 8.00-12.00-19.00 saatleri artı eksi bir olmak üzere üç öğün yemek için uygun periyotlar olarak düşünülebilir

Meyveler yalnız alınmamalıdır:

Meyve yemekten 30 dakika önce veya 3 saat sonra alınmalıdır. Zihinsel faaliyetlerimin gerektirdiği enerji kaynaklarının en önemli parçalarından birini meyveler oluşturur. Bildiğiniz gibi beynin oksijen dışındaki tek enerjisi glikozdur. Glikoz ise meyvelerde hazır olarak bulunur. Diğer şeker türleri ancak yakılmak suretiyle glikoza çevrilebilir. Bu durumda meyveleri aç karnına yemeliyiz. Meyve derhal bağırsaklara inecek parçalanması ve besin içeriğinin emilişi 20 dakikada tamamlanacaktır. Besinlerimizin en önemli kısmını meyveler oluşturmalıdır. Ancak bilinmelidir ki mide dolu iken alınan meyve midede kalacak, mayalanacak ve besin değeri kaybolacağı gibi bütün sistemlerimizi yoracaktır.

 


Hatalı beslenmenin sonuçları:

1. Vücudumuzda dakikada 10 milyon hücre ölür ve bir o kadarı yaratılır. Ortalama olarak kabul edersek 100 günde beyin-sinir hücreleri hariç bütün vücudumuz yenilenir. Kötü yeme alışkanlığı yenileme sistemini aksatır ve cildimiz canlılığını,netlik, tazelik ve temizliğini kaybeder. Ayrıca temizleme sistemi yetersiz kalacağı için vücut kısa sürede çöplüğe dönüşür ve içten içe çürümeğe, hastalıklara hazır olmaya başlar.
2. Gün boyu hissedilen yok edilemeyen yorgunluk çabuk yorulma veya baş ağrısı oluşur.
3.Vücut rahat yönetilemediğinden kontrolü güçleşir, irade zayıflar, hayat durgun ve bunaltıcı olur.
4.Zorlukların üreteceği stres düşünce akışını bloke eder. Düşünce ve hafıza sistemi bulanıklaşır.
5.Zihin oksijen ve glikozdan mahrum bırakıldığından veya düşünce ve aktif uyarımdan yoksun kaldığından gittikçe körelir, tembelleşir, zeka kaybı oluşur.

Yukarıda sözünü ettiğimiz sorunlardan herhangi biriyle tanışıyorsanız yemek rejiminizde derhal değişiklik yapmalısınız. Hayatınızın 10 gün gibi bir sürede değişebildiğini göreceksiniz.

 


Temel Beslenme Prensipleri:

İşe öncelikle vücudunuzu temizlemekle başlamalısınız. Bunun için bir hafta boyunca yemek miktarınızı hiç değilse 1/3 oranında azaltmalısınız. Bu süre içinde hamur ve et türlerinden kesinlikle uzak durmalısınız. Ayrıca yemekleriniz dayanabileceğiniz kadar az tuzlu ve az yağlı olmalıdır. Çok yemeğe ihtiyaç duyuyorsanız açlığınızı sadece meyve ile gidermeyi tercih etmelisiniz. Bol miktarda haşlanmış sebze türleri ve mümkün olduğu kadar sulu sebze çorbaları içmelisiniz.

Aşırı yemeğe alışkınsanız yemeğinizi azalttığınızda kendinizi yorgun hissedebilirsiniz. Bunun nedeni çok yediğinizde gıdaların önemli bir bölümü atıldığı gibi bir anda az yemeye başladığınızda eski alışkanlığın sindirim sistemince devam ettirilmesidir. Vücudun kendini yeni duruma ayarlayabilmesi zaman alabilir. Bu geçiş döneminde hacmi az fakat enerji içeriği yoğun olan bal ve pekmez gibi tatlıları almanızı tavsiye ediyoruz. Saat 23.00’de uyuyorsanız en geç saat 20.30’da akşam yemeğini yemiş olmalısınız. Bu bir haftalık sadece sebze ve meyveye dayalı rejimle ani bir değişim hissedeceksiniz.

Vücudunuzda oluşturduğunuz tahribat çok aşırı ise değişim bir aya kadar gecikebilir. Bu rahatlama noktasına ulaştıktan sonra aynı sıkı rejimi devam ettirmemiz gerekmez ancak yine de belli prensipler çerçevesinde kendimizi beslemeliyiz:

1. Yemek miktarını azaltalım: Her defasında yemek miktarımızı göz kararı ile ölçmeliyiz. Yiyeceğimiz toplam miktarın önceden bilincinde olmalıyız. Yemeğimizi hacim yönünden azaltmalıyız ama ani açlığı tavsiye etmiyoruz. Çünkü bunu hem iradi olarak başarmak güçtür, orta vadede daha çok yememize neden olur hem de ani değişim vücudun alıştığı israflı işleyen sistemde daha olumsuz etkiler oluşturur. Ancak Peygamberimizin de buyurduğu gibi midemizin 1/3 ü su ile , 1/3’ü yemek ile dolu olmalı 1/3’ü ise ciğerlerin diyaframdan rahat nefes alabilmesi için boş bırakılmalıdır.

Yemeklerimiz en az yarı yarıya su içermeli veya katı yiyecekler alıyorsak aradaki farkı yemek esnasında bol miktarda su içerek telafi etmeliyiz.

3. Uyumaya yakın yemek yemeyelim: Almanya’da yapılmış olan bir araştırma saat 23.00’de uyuyan bir kişinin akşam yemeğini en geç saat 20.30’da yemiş olması gerektiğini ortaya koymuştur.

4. Farklı gıdalar alalım: Gıdalarınız her gün değişebilmelidir. Farklı meyve ve sebze türlerini haftalık yemek sistemimiz içerisinde yaymalıyız.

5. Hızlı yemeyelim: Her yemek öğününe 30 dakikalık zaman ayırabilmeliyiz. Mide doyma hissini 20 dakikadan önce beyne ulaştıramaz. Bu süre içinde çok hızlı ve aşırı yerseniz bu süre dolmadan çok yediğiniz halde doyduğunuzu fark edemezsiniz. Oysa bir kaç lokmayı 20 dakikaya yayarak aldığınızda çok az yemekle doygunluk hissine ulaşabilirsiniz. Bu süreçte lokmalarınızı bıkmadan iyice çiğneyerek yutmalısınız. Çorbaları bile çiğneyerek yemenizi öneriyorum.

6. Türleri aynı öğünde karıştırmayalım: Pirinç, patates, vb. nişasta içeren hamur türlerini et, süt, balık gibi hayvan türleriyle aynı öğünlerde almamalıyız. Meyveleri kesinlikle aç karnına yemeliyiz ve her defasında farklı meyveler almalıyız.

7. Yemek öğün vakitlerini kontrol edelim: Yemek öğünlerimiz arasında midemiz temizlenmeden veya (yemeğin türüne görü süre değişebilir) yaklaşık 3 saat geçmedikçe yemek yememeli, su içmemeli veya atıştırmamalıyız.

Yemek rejimi konusunda hayatımıza uyarlayacağımız yukarıdaki düzenlemeler bütün faaliyetlerimizde heyecanlandırıcı bir etkinliğe doğru süratle ilerlememizi sağlayacaktır. Bedenimiz taşımak zorunda olduğumuz ağır bir yük olmaktan çıkacak; konuşmak, çalışmak, öğrenmek, insanlarla iletişim içerisinde bulunmak zevkli bir uğraşı haline gelecektir.

Muhammed Bozdağ