Yeni Asya: Kendini tanıma üzerine…

678
Muhammed Bozdağ
Muhammed Bozdağ

Yeni Asya: Kendini tanımayan kâinatı tanıyamaz

21-Temmıuz-2006
Aşkla İmtihan

Yeni Asyadan Murat Sayan, Bozdağ’la kişisel gelişim ve Ruhsal Zeka kitabı ekseninde bir konuşma gerçekleştirdi.

Kendini tanımayan kâinatı tanıyamaz
Murat Sayan, Yeni Asya, 01.12.2003
Muhammed BOZDAğ kimdir?
1967 yılında Trabzon Akçaabat’ta doğdu. İnebolu Lisesini birincilikle bitirerek şeref öğrencilerinden olduğu ODTÜ Kamu Yönetimi Bölümünden 1990 yılında mezun oldu.
Yüksek Lisans Tezini “Yasama Sürecinde Verimlilik TBMM Örneği”, doktorasını da üzerinde çalıştığı “AİHM Açısından Türkiye’de Siyasî Partilerin Yasaklanması” konusunda devam eden Muhammed Bozdağ, muhtelif zamanlarda ABD; Almanya, Bosna Hersek, Hırvatistan’da(19941995) çeşitli incelemelere katıldı.
Kurucuları arasında yer aldığı Kültürlerarası Araştırma ve Dostluk Vakfının (SIRF) ,19992001 yılları arasında Yönetim Kurulu Başkanlığını yaptı.
19921995 yılları arsında TBMM Yasama Uzman Yardımcılığı, Muhtelif Komisyonlarda Raportörlük yapan Muhammed Bozdağ, halen TBMM Yasama Uzmanlığı ve KİT Komisyonu Raportörlüğü görevini sürdürüyor.
Dr. Nilgün Hanımla evli ve iki çocuk babası olan Bozdağ’ın “Düşün Ve Başar”,”Ruhsal Zekâ” ve “İstemenin Esrarı” isimli yayınlanmış üç eseri bulunuyor.
Takdim:
“Yaşadığım olayları sorguladım, başıma gelenleri ruhsal boyut açısından analiz ettim, sonra test ettim. Bazı inceliklerin farkına vardığımda, kaderimin akışının da değiştiğini ve gizli bir elin, arzuladığım zaman bana yol gösterdiğini gördüm. Tesadüf sandığımız olayların son derece bilinçli şekilde planlandığını fark ettim. Aslında geleceğimiz dışımızdan değil, içimizden yönlendiriliyormuş. Çevremdeki insanları gözlemlediğimde, herkesin aynı gizli el tarafından yönlendirildiğini, bazılarının korunduğunu, ama, bazılarının yardımsız bırakıldıklarını fark ettim” diyor “Ruhsal Zekâ”nın önsözünde Muhammed Bozdağ.
Kişisel gelişim alanında oldukça farklı bir tarzla giren ve Türkiye’de ilk defa ‘ruhsal zekâ’ kavramını ortaya çıkaran Muhammed Bozdağ’a, kişisel gelişim üzerine sorular yönelttik…
Sizce neden insanlar kişisel gelişim kitaplarına ihtiyaç duyarlar. Bu toplumumuzdaki insanların kendini tanımadığının bir göstergesi midir?
İnsanlar varoluşlarından beri gelişmeye, yükselmeye ve başarmaya ilgi duydular. Sonuçta kendini eğitip geliştirme isteği insan ruhuna doğuştan kodlanmıştır ve bu yönü insanı diğer canlılardan ayırır. Kişisel gelişim de bu isteğin çağımızda şekillenen biçimidir. Yükselen bir rüzgârdır ve karşısında duranlar dışlanırlar. Özellikle modern yaşama biçiminin ve teknolojinin insanları bireyselleştirmesi, yalnızlaştırması ve koyu rekabetçilik insanları yeteneklerini geliştirme arayışına sürüklemiştir.
İnsanın kendini tanımasının günlük hayata ne gibi bir faydası olduğunu düşünüyorsunuz ?
Kendini tanımayan kâinatı tanıyamaz ve varlığını kâinatta yalnız ve kimsesiz hisseder. Hayatta neler yapabilirsiniz? Hangi engelleri aşabilirsiniz ve hangi sorunların üstesinden gelebilirsiniz? Öz varlığınızı ve çevrenizi nasıl mutlulukla kuşatabilirsiniz? Sonsuzluğa nasıl hazırlanabilirsiniz? Elinizden gelebilen nedir? Kendini tanımaya çabalamayan insan bu tür sorulara doğru cevaplar bulamaz.
Peki insanlar sadece kişisel gelişim kitaplarıyla bu tür sorunlarına çözüm bulabilirler mi?

Elbette hayır. Kişisel gelişimin içini nasıl doldurduğunuz önemli. Bugün çok alâkasız konular bile “kişisel gelişim” paketiyle sunulabiliyor. Kişisel gelişim temelde motivasyon odaklı… İradeye hakim olma yollarınd

Düşün ve Başar
Düşün ve Başar

an, belli yetenekleri geliştirme tekniklerinden ve bu arada tüm bunların içerisine serpiştirilmiş olarak bir kâinat görüşünden oluşurlar.

Hatta bazı kişisel gelişim kitaplarının insanları çok tehlikeli bir geleceğe sürükleyebileceğini bile söyleyebiliriz. Tırnak içerisinde söylüyorum, “kişisel gelişim,” çıkışında seküler felsefe üzerine kurulmuştur. Seküler gelişim kitapları, ‘insanın potansiyeli sınırsızdır, insan eylemini yaratandır’ derler. “Başarmak için Yaratıcıya başvurmaya, Yaratıcıdan yardım istemeye gerek yoktur” derler. Hayır kardeşim. İnsan, gün gelir ne kadar çaresiz olduğunu hisseder ve hayat insana öyle olaylar yaşatır ki, tek teselli yolu Yaratıcıya dayanmaktır.
Bugün ABD’de en çok satanlar psikoloji kitapları… Ama Newsweek dergisinin yazdığına göre 270 milyonluk bu ülkede 2002 yılında 200 milyon kişi antidepresan ilâç kullanmış. Demek ki kişisel gelişimin Batı’daki içerik çerçevesi sorunları çözmeye yetmiyor.
Bu yüzden bize büyük görevler düşüyor. Kişisel gelişim rüzgârı ezip geçiyorsa, o rüzgârın doğru yapılanmasına, içerisindeki sorunlu felsefi kırıntıların arındırılmasına katkı sağlamaya çalışmalıyız. Benim yapmaya çalıştığım bu.
Peki neyi kendinize temel ölçüt alıyorsunuz. Bu çalışmalarınız hangi saç ayağına dayanıyor?
Temel kural şu: İnsana olağanüstü gelişme potansiyeli verilmiştir. Eğer mutlak içtenlikle ve ihlâsla ve ısrarla isterseniz, sonra da Kaderin Sahibinin size sunduğu imkânları en iyi şekilde kullanarak eyleme geçerseniz, Sınırsız rahmet sizi asla mahrumiyete mahkûm etmeyecektir. Dolayısıyla kalbini kullan: Coşkunu, cesaretini, duygu enerjini ve tahammül gücünü geliştir. Sonra da eyleme geç. Her binanın bir inşa tarzı, her yeteneğin bir geliştirilme yöntemi vardır. Öğren, planla, çalış, sabırla ve adımadım ilerle…
İkinci kitabınız Ruhsal Zekâ. Ne demek ruhsal zekâ?
İnsanın Yaratıcının sınırsızlığıyla buluşmasını sağlayan yolların algılanıp kontrolünü sağlayan zekâdır. İnanabilme, pozitif duyuları üretebilme, olumlu ruhsal etkileşim sağlayabilme gibi becerileri içerir.
Ruhsal Zekâ isimli eserinizde İnsana sunulan en kapsayıcı zekânın ruhsal zekâ olduğunu, sonra duygusal zekânın ve ardından zihinsel zekâ geldiğini söylüyorsunuz. Neden zihinsel zekânın en son sunulduğunu düşünüyorsunuz?
Zihinsel zekâ doğuştan gelmez; bilginin ve mantığın gelişimine göre gelişir. Ruhsal zekâ ise doğuştandır. Bebek doğmadan bile annesinin ve hatta henüz görmediği babasının duygularını algılayıp hissedebilir. Bunları mantığıyla ve zihinsel zekâsıyla yapmaz.
Yine aynı eserinizde “Duygular servettir, yaşayarak biriktirilir ve biriktikçe güçlenir” diyorsunuz. Peki Hızla makineleşen ve yapaylaşan bir dünyada duyguların yeri nedir?
Duygu gücü eylem gücüdür, duygu ruhsal enerjinin algılanma biçimidir diyebiliriz. Olumsuz duygularla varlığınızı ve çevrenizi çökertirsiniz; olumlu duygularla da güçlendirip beslersiniz. Duygusuzluğun en açık belirtisi, tembellik ve uyuşukluktur.
“Varlığınızı ve çevrenizi olumlu duygularla güçlendirip beslersiniz” dediniz. Bu güçlenen duyguları bastıranlarla , abartarak yansıtanlar için ne diyeceksiniz?
Sağa sola duygu savurmanın bir anlamı yok. Coşku, sevinç, sevgi, şefkat gibi duyguları üretebilen bir beyin, müthiş bir beyindir. Böylesi insanların gözlerindeki ışığı okursunuz ve onlar gittikleri yerleri elektriklendirirler. Bastırılması, hatta kesilip parçalanması, öldürülmesi ve kıyma makinesinden geçirilmesi gereken iğrenç duygular, karamsarlık, çekememezlik, rekabetçilik, gurur gibi insanın geleceğini ve insanlığın karakterini tahrip eden duygulardır.
“İçinizden sessizce bir şeyler istemek, Yaratıcının huzurunda sesli düşünmektir…” diyorsunuz. Nereden yola çıkarak bir şeylerin istenmesinin hayatımızdaki gücünü keşfettiniz? Bununla ilgili başınızdan bir şeyler mi geçti.
Başımdan çok şey geçti. Hayatta disiplinli ve çok çalışmamın karşılığını hep gördüm. Ama gözyaşları içerisinde yalvara yakara, hıçkıra hıçkıra ve çaresizlik içerisinde saatlerce yaptığım dualarda ise olağanüstü kabuller gördüm. Bu denli içten duâlar sonrasında adeta kâinatın ve herkesin telâşlandırıldığını, ihtiyacımın giderilmesi için pek çok varlığın sürüklendiğini hissettim.
Sizce bir şey elde etmek için istemenin gücü nedir?
Merhameti sınırsız Yaratıcıdan istiyorsunuz. Anne babalar bile çocuklarının samîmî isteklerine kayıtsız kalmıyorlar. Tüm merhametlerin kaynağı olan Yaratıcının ihlâslı isteyişleri önemsemediğini sanmak ne büyük gaflettir.
Size göre güç nedir? Güçlünün tanımını yapar mısınız?
Güç belli bir anda görünende değildir, tüm görüntülerin ötesinde gizlenir. Kimi yaşadıklarımızın anlamını ölüm döşeğindeyken, kimilerinin anlamını da sırat köprüsünden geçerken kavrayacağız. Bilgi çağında güç bilgiye ve bilginin paylaşımına hakim olmaktır esasen. Ama gerçek güçlü olan, doğru bilgiye doğru duygularla sahip olan ve bunları Yaratıcıya dayanarak insanlıkla paylaşmaya çalışan insandır. Çağımızda tüm güç kanalları bilgi ve hitabet sanatlarında odaklanmıştır.
Peki çağın tefsiri Risâlei Nur eserlerinin insanın ruhsal yapısındaki tesiri hakkında neler söyleyeceksiniz?
İnsana kâinatı okuma ve evrenden Yaratıcına ulaşma yeteneği kazandırıyor. Hepsinden önemlisi Yaratıcısını sevdiriyor. Risâlelerin benim üzerimde ve temelimde çok büyük etkisi vardır.
Üslûbunuz çok akıcı, sade, öğretici ve özellikle güncel bir yapıda. Bu sizin bilinçli uyguladığınız bir tarz mı, yoksa normal bir üslûp mu?
Evet bu bilinçli bir tercih. Ben siyaset bilimi konulu makalelerimde de yorucu felsefî tartışmalar yapmış bir kişiyim. Bu kitaplarımdaki dili bilinçli olarak farklı tercih ettim. Bu müthiş tesbitleri mümkün olan en geniş kesimlere ulaştırabilmek niyetiyle yaptım bunu.
Son olarak hayatta hiç beklentisi kalmayan, umutları tükenmiş, hayal kırıkları yaşayan ve kendini bu anlamda yalnız hisseden okuyucularınıza ne tavsiye edersiniz?
İnsanın beklentilerini tüketmesi ve umutlarını yitirmesi Yaratıcının sınırsız merhametine haksızlık yapmasıdır. Yanlış yapıyoruz ve dalları çürük dünyanın kalbimize girmesine izin veriyoruz. Oysa Yaratıcımız bizi seviyor, bizi şeytanlara yem yapmak istemiyor, bizim rahmetinden uzaklaşmamızı istemiyor. Dünyanın Yaratıcımızla aramıza girmesine izin verdiğimizde, bir tokatla dünyayı alıyor aradan. Aklımız bazımıza gelir de Şefkatli Sahibimize boyun büküp yönelirsek ne mutlu… Değilse, akıllanıncaya kadar ruh acısı çekiyoruz.
İnsanın sınırsız ve sonsuz cömert bir Yaratıcısı varken ve Yaratıcı insana her sabah ve akşam mütebbessim bir güneş sunarken, bedeniyle kâinatın güzelliklerine açılan insan ruhu nasıl olur da bir arı gibi heyecanlı, bir karınca gibi coşkulu olamaz. Nasıl olur? Bunu gafletten başka ne ile açıklayabilirsiniz? Üzgünüm, insan gerçekten de aciz. Doğru olanı biliyoruz, ama nefsimize söz geçirmek ve duygularımıza hükmetmek çok kolay olmuyor.