Kar kristallerindeki ilahi ihtişamı görüyor musunuz?

335
Kar kristalleri
Aşkla İmtihan

Yine geldi mübarek kar yağışı… Yine bahar bahçelerinin neşesinin üzerine çöken güz hüznünü bembeyaz bir battaniye ile sarıp sarmalıyor ilahi hikmet… Öylesine büyük, öylesine engin bir battaniye ki, binlerce kilometre boyunca ücra çukurlardan dağların zirvelerine kadar her köşeyi birden kuşatıyor. İlahi emir gelince bütün bir yeryüzü birden bembeyaz kesiliyor. Nasıl da yüce, sonsuz bir kudretin bir karıncayı beslemesi kolaylığında yaratışı bu…

snowflakeBir ölüm yaşıyor yer yüzü… Vızır vızır dans eden böcekler, kirpiklerini neşeyle açıp kapatıp salına salına çiçekten çiçeğe göçen kelebekler… Rüzgarın dokunuşuyla bir ağızdan ormanları uğultularıyla neşelendiren yapraklar savrulan kervanlar gibi göçüp gidiyor yeryüzünden. Ta ki “Allahın rahmet eserlerine bakınız ki, yeryüzünü ölümünden sonra nasıl da diriltiyor.” (Rum, 50) ayetinin hükmünün gerçekleyeceği yenibahar dirilişine kadar… Yeryüzünün yeni kervanların yolculuğuna da şahitlik edebilmesi amacıyla göçüyorlar eski gelenler… Sırada bekleyen yeni misafirlere yol açabilmek amacıyla…

Yüce Yaradan’ın ihtişamlı yaratışının aşamaları zaman çizgisi üzerinden geçerken acıkanlar, üşüyenler görüyorum. Minicik kuşlar, karlarla kaplı ağaçların dalları arasındaki serin dehlizlere sığınıyor, dalların uçlarından damıtılmış minicik meyvelerle besleniyorlar. Kimilerinin eski tüylerini döküyor da, onlara kışın soğuğuna dayanıklı kalın kürklü yeni tüyler yaratıyor yüce Yaradan. Kimisini de yer altında bir yerlerde havalar ısınıncaya kadar kış uykusunda dinlendiriyor yüce yaratan. Bu açlığı, bu soğuğu, bur rüzgârı ve fırtınayı hissettirmeden.

(Ankara’da çektiğim kar görüntülerinden)

Neler yazılmaz ki kar yağışı üzerine ve yazmakla bitmez ki bu muhteşem ilahi işlerin arkasında idraklerini açanların görebileceği hikmetler…    “Şüphesiz göklerde ve yerde inananlar için birçok deliller vardır.” (Casiye, 3) buyuruyor yüce Yaradan. Bu ayetle biz inananlara yerdeki ve göklerdeki delilleri araştırmayı tıpkı sair ibadetler gibi dolaylı bir üslupla emretmiş oluyor. Fakat bu emre müminler olarak itaat ediyor muyuz?  Gözümüzü doğaya açıp, “Rabbimiz şu an yeryüzünde neyi nerede nasıl yapıyor?” sorusu eşliğinde tefekkür yolculuğuna çıkıyor muyuz?  En büyük ibadet işte bu ilim ve hikmet dolu zikirdir. Ne yazık ki çok az insan yüce Yaradan’ın yaratmasındaki hikmetlere merak ve ilgi gösteriyor. Böyle olunca da imanlar zayıf kalıyor ve şeytanın tuzaklarına düşmek kolaylaşıyor maalesef. Bu noktada kendi adıma, yaşadığım son derece heyecan verici bir deneyimimi aktaracağım:

10272487_685423294854400_3760774781878518061_oÜniversite öğrencileri sınav dönemlerinde kütüphanelerde saatlerce takılıp kaldığımızı bilirler. 1990 öncesi kış günlerinden biri… Öğlene kadar ders çalıştıktan sonra ara verip yemekhanenin yolunu tuttuğumuzu hatırlıyorum. Dışarıya çıkar çıkmaz paltoma ince ince temas eden kar kristallerindeki muhteşem geometrinin farkına vardım. Şaşırdım, heyecanlandım. Bu gökten inen minicik süslü şeyler de neydi böyle? Kar kristali böyle mi olurdu? O vakte kadar karların pamuk yığınları gibi rasgele yoğrulup yağdığını sanırdım. Bu kristaller berraktı ve her birinin net geometrisi ayrı bir güzellikteydi.

Üzerimi, avuçlarımı, omuzlarımı izlerken çevremde döndüm durdum ve ilerleyen arkadaşlara nefes nefese seslendim: “Gelin, koşun. İnanılmaz bir şey görüyorum.” Heyecanım, sevincim, şaşkınlığım çok büyük. Şaka yapmıyorum, yürekten hissediyorum. Dönüp baktılar bir süre ve sonra da “Muhammed çok çalışmaktan kafayı sıyırmış.” deyip kahkaha attılar. Arkadaşlarıma gördüğüm inceliği anlatamadım. Anlasalar bu mucizeyi hissedebilirler miydi? Görmeye fırsat bulamadılar. Nasipleri olmadı bu hikmet sofrasında…

Yıllar sonra o kristallerin resimlerini bulunca o zaman gördüğümü bir resimle size sunma fırsatım oldu.  Lapa lapa yağdığında taze kristaller çabuk bozuluyor, belki göremiyorsunuz. Soğuk kışta tane tane yağınca daha net görüyorsunuz kristalleri. Resimdeki kar kristallerine yansıyan ilahi geometriye dikkatli bakın ve yüce Yaradan’ın şu ayetini düşünün: “Bir aksaklık bulmak için gözünü tekrar tekrar çevir bak; ama göz umduğu aksaklığı bulamayıp sana bitkin ve yorgun dönecektir.” (Mülk, 4)

Dr. Muhammed Bozdağ