İstemenin Esrarı

460
İstemenin Esrarı, Muhammed Bozdağ
İstemenin Esrarı, Muhammed Bozdağ
Aşkla İmtihan

Genç Yıldız Dergisi, Röportaj: Yakup Tutum Konuşan: Muhammed Bozdağ-

İnsanlık tarihine göz attığımız zaman, insanoğlu hep bir şeylere inanma ihtiyacı hissetmiş ve inanmıştır da. İnanmak, bir ihtiyaç mı insan için? Ruhun tatmin olması için, illaki bir yaratıcıya inanmak mı gerekiyor?

Cevap:

İnanmak insanın doğasının bir parçası… Doğuştan getirdiğimiz sadece bedenimiz ve DNA kodlarımız değildir. Beynimizin amigdala bölgesine yerleştirilen bir gurup hücre vücudumuzun ruhsal süreçlerle ilişki kurma alanında görev alıyorlar. Amigdala aracılığıyla anlayışımızı düzenleyen sistem, ilham kanallarıyla iletişim kuruyor ve hepimizi bir Yaratıcının varlığına inanmaya zorluyor.

-ie-kenarlar (10)Bir insan Robinson Cruso gibi bir adada bile doğsa, bir noktada kalbinde bu evrenin bir Yaratıcısı olması gerektiğine dair bir inanç bulacaktır. Bu yüzden yeryüzünde asla dinsiz insan yoktur. Ne kadar çağdaş veya çağdışı olursa olsun, herkesin bir dinsel inancı, bir olağanüstülük arayışı vardır. İnsanın tek Yaratıcıyı tanımasına izin vermezseniz, taşa ağaca, ineğe veya heykele tapar… Ateistler bile evrenin bir yaratıcısı olmadığına inanabilmek için kendilerini zorluyorlar; ama hayatları boyunca inançsızlıklarından şüpheleniyorlar.

İnsan, hayatının tamamını adeta istemekle geçiriyor. Ve hep elinde olandan daha fazlasını istiyor. Sokakta yaşayan bir insan ev, evi olan araba, arabası olan yazlık, yat, kat daha çok şeyler istiyor. Hep “daha yok mu diyor.” İnsan ruhu doyumsuz olarak mı yaratılmış ve bu dünyada tatmin edilemez mi?

başlık1-bCevap:

Evet, insan ruhu sonsuzluk için yaratılmış. Tüm dünyayı o ruha yedirseniz, o yine aç hissedecektir. Baksanıza, çılgınlar gibi zevk arıyoruz; doğal zevklerin tümünü denedik ve ha bire suni zevk üretiyoruz… Ama hala insanlık olarak ve üstelik gittikçe daha da kötü şekilde mutsuzuz. Çünkü biz sonsuzluk için yaratıldık. Bu geçici dünyanın çürük malları bizi gerçek anlamda tatmin etmiyor. Bu yüzden buradaki güzellikleri tatmalı; ama asıl sonsuzluktakilere talip olmalıyız.

“İsteyin, vereyim” diyen bir yaratıcıya inanıyoruz. Bu yönüyle düşündüğümüz zaman “bir dost, bir post yeter” anlayışında olan insanlar, istememekle yaratıcıya karşı gelmiş olmuyor mu? Günümüz şartlarını da göz önüne alarak değerlendirir misiniz?

Cevap:

Ruhuna isteme yeteneği konulan insana Yaratıcısı, adeta “Benden çılgınca iste” diyor. İnsan Yaratıcının ruhuna yüklediği bu tutum özelliğini bastırarak istemeyi terk ederse geleceğini karartır; sonsuzluğunu ışıktan mahrum eder. “İstemenin Esrarı” isimli üçüncü kitabımda bu konuyu epey tartıştım. İnsan, hazır elinde fırsat varken, bu dünyada tüm evren için ve tüm evren adına çılgınca istemelidir. Çünkü sonsuzlukta çok şeye ihtiyacı olacak.

Özellikle maddeten fakir insanların dile getirdiği, “yaratıcı falana, filana verdi de bana niçin vermiyor. O kadar çalıştığım halde bir türlü zorluklardan, fakirlikten kurtulamıyorum. Bu nedenle de yapmam gereken ibadetleri yapamıyorum. Bu adaletsizlik değil mi?” gibi şeytanın desteklediği sorular, aslında nankörlük ve isyan değil mi? Bu dünyada, gerçekten bir adaletsizlik var mı?

Cevap:

Adaletsizliğe nasıl baktığınıza bağlıdır… Dünyanın ötesi yoksa hayat zaten ayrılıktır, acıdır, karanlıktır… Herkes zorluklarının karşılığını mutlaka alıyor ve herkes sefahatinin bedelini mutlaka ödüyor. Dar ve basit düşündüğümüzde ise, her şeyi iki lokma yiyecekte, biraz daha lüks bir arabada arıyoruz. Dünyadaki her şey gelip geçecek.. Hayat şimşek hızında geçiyor. Burada elde edilenlere bakıp, sonradan hesabının nasıl verildiğini görmezlikten gelirseniz, size çok şey adaletsiz görünür. Oysa sonsuzluğu kavrayan her bilinç bilecektir ki dünyada zerre kadar adaletsizlik yoktur.

Yukarıdaki sorudan hareketle; bir çok insanın sığındığı bir mazeret olan fakirlik, kulluğun önünde bir engel mi ve fakir insanların nasıl bir düşünce sistemi geliştirmesi gerekiyor?

Cevap:

Elbette değil. Hatta fakirlik insana gerçek kulluğun anlamını ve değerini daha iyi hissettiriyor. Bir kere kimse fakirliğe mahkum değildir. Fakirlik insan için bir imtihan devresidir… İmtihanı iyi şekilde veren kimse fakirliğe mahkum olmayacaktır. Fakirlik, hastalık, ayrılık, haksızlık gibi olaylar bize sonsuzluğun, yüksek ahlakın, şükrün, yardımlaşmanın ve paylaşmanın değerini çok iyi hissettiriyor. İnsan bu değerleri kavramadan hayatının sonuna varırsa, ne yazık ki boşuna yaşamış ve hayattan sonsuzluğa hiçbir şey hazırlayamamış bir müflis olacaktır. 

İstemek konusunda bizim yaptığımız bir yanlış; her halde ölesiye istememiz ve istediğimiz verildiği zamanda buna hiç şükretmememiz. Sizce inanmış bir insanın isteme biçimi nasıl olmalı?

Cevap:

Bu sorunun en güzel cevaplarından birisini “İstemenin Esrarı” isimli kitabımızda bulabilirsiniz. Ölümü unutmadan istemek, evren adına, meleklerle ve maneviyat önderleriyle yardımlaşarak istemek ve her türlü red sebeplerinden uzaklaşarak istemeye devam etmek… İstediğimiz verildiği andan itibaren, o istediğimizin yerine hemen şükrünü koyarak, bu kez şükretmeye devam etmek… O zaman hayatımızda devrimsel değişimler yaşanacaktır.

İsterken yaptığımız bir diğer yanlış, istemeyi sadece dille geçiştirmemiz. Sözlü olarak istemek ne kadar yeterli? Çalışmakta bir dua değil mi ve asıl önemli olanda bu değil mi?

Cevap:

Elbette çalışmak da bir dua… Ama asıl önemli olan değil… Evet istemeyi dille geçiştirme yanlışını hep yaptığımız doğru… İstemeyi kalple, gözyaşıyla yoğurmadığımız, peygamber gibi gecenin sabahına kadar istemediğimiz ve istemenin bir ibadet olduğunu bilmediğimiz doğru ve bu asıl büyük yanlışımızdır… Çalışmaya sıra gelince, aslında işin en önemsiz tarafıdır… Yani otomatik tarafıdır..: Bir insan hıçkırıklara kapılarak isteyebiliyorsa, kimse merak etmesin; o çalışacak veya çalıştırılacaktır.

İslam büyüklerinin hayatlarına baktığımız zaman, ellerini açıp yaratıcıdan istedikleri anda, istekleri yerine getirilenlerin sayısı hiçte az değil.. İstemeyi fiile dökmek yönüyle baktığımız zaman, yaratıcı bir kuluna “eğer çalışırsan veririm!”, diğerine de “ellerini kaldır, iste, vereyim” demiş olmuyor mu?

Cevap:

Bu soruyu tam anlamadım. Tekrarlayayım… Başarıyı belirleyen ne çalışmaktır ne de istemektir.. Yaratıcının isteklerinizi kabul etmesidir. Birisi vardır ki, parmağını oynatamayacak kadar acizdir ama içtenlikle istemektedir; isteği mucizeler gibi yollarla gerçekleşir. Bize düşen, hem kalbimiz ve dilimizde ve hem de bedenimizin çırpınışıyla Yaratıcımızın dualarımızı kabul etmesini dilemektir. Yoksa o kabul etmese, kim nefes alabileceğini sanıyor?

Sizce “istemek” fiili yaratıcımız tarafından insana lütfedilmiş büyük bir ikram mı?

Cevap:

Hiç şüphesiz… Ve insanı diğer canlılardan ayıran da isteyebilmesi sayesinde, alabileceklerinin çoğalması veya farklılaşabilmesidir.

Peki, yakınlarda çıkan “İstemenin Esrarı” isimli kitabınızda  neyi anlatıyorsunuz okuyucularınıza?

Aslında buraya kadar verdiğim cevaplarda değindim… Kitapta istemenin özelliklerinden başlıyoruz..: İçten isteyişlerden meleklerin ve ruhanilerin yaratılışı, isteyişlerle ruhsal enerjinin ilişkisi… İsteklerin gerçekleştirilme biçimleri… Sonra da hangi duaların hangi özellikleri nedeniyle reddedildiklerini; hangilerinin de hangi vasıfları nedeniyle kabul edildiklerini anlatıyoruz. Eminim İstemenin Esrarını okuyanların çoğunluğu, kimi bilgileri ilk defa öğrenecekler ve şaşıracaklar… 

Bize ve “Genç Yıldız Dergisi” okuyucularına son olarak söylemek istedikleriniz nelerdir?

Cevap:

Derginizi kutluyorum. Bizler için aydınlık bir dünyanın ve sonsuzluğun yol gösterici olmasını diliyorum. Okuyuculara gelince; unutmasınlar; hayatlarının sonuna şimşek hızında ulaşacaklar… Değerlendirebilecekleri tek fırsatları şimdi ellerindedir. Sonsuzluğa yüksek bir ruhla hazırlanabilirler ve hayat paketlerine olağanüstü maceraların ve coşkuların sığmasını sağlayacak dualara kalplerini açabilirler. Bunun yöntemi için hemen gidip bir İstemenin Esrarı alıp okumalarını önereceğim. Şüpheniz olmasın, pişman olmayacaklar.