İranlıların Hz. Muhammed filmini neden izlemeyeceğim?

12696
Aşkla İmtihan

♦ Hocam yeni sinema filmi “Hz. Muhammed” hakkında ne düşünüyorsunuz?

♦ Son derece olumsuz düşünüyorum. Durduk yerde, tam da Batılıların Şia’yı ehli sünnetin üzerine salmaya çalıştığı bu çok tehlikeli zamanda,  böyle profesyonel ve pahalı bir film neden hazırlandı? Bu filmi kimlerin ve neden finanse ettiğini istihbaratımız tetkik etti mi?  Neden etkilemek istedikleri ilk hedeflerden biri Türkiye vatandaşları?  Milletimizin şuuraltına dolaylı yollarla İran ve şia muhabbeti zerk etmenin profesyonel bir yöntemidir bu. Bu amaca hizmet için ille de filmde şia propagandası yapılması gerekmez.

Edepsiz Türk dizileri eliyle Arap dünyasına, kadın ayartma işlerine kapılmış bir Türk milleti imajı yaydılar. Bu filmle de Türkiye’den başlayarak İslam dünyasına, dini mükemmel temsil eden lider bir İran devleti ve çok pozitif bir şia algısı yayılıyor. Holywood filmleriyle Amerika hayranlığı nasıl dolaylı yollarla yayıldıysa, bu benzeri profesyonellikte hazırlandığını anladığım yapım da benzeri bir etki bırakacaktır düşüncesindeyim.

Bir tanıdığım, filmin şii ve sünni mezhepler arasında tarafsız gibi görünmeye çalıştığını, bazı konularda sünni bakışı yansıtmadığını, Diyanetin ve çok tanınmış bir ekran hocasının filmi pek beğendiğini söyledi. Yani anlayacağınız filmin faydalı yönleri zararlı yönlerinden fazla görülmüş.

Oysa ortadaki tehlikeye sadece bugün olarak ve mevcut film düzeyinde bakılmamalıdır. Bu daha birinci bölümdür. Yani Peygamberimizin 12 yaşına kadar olan çocukluk ve gençlik aşamasını ele almıştır. Şianın ölümcül ehlisünnet düşmanlığına sebep olan sahneler bundan sonraki serilerde ortaya çıkacaktır. Bu birinci filmi izleyenlerin o gün ikinci filmi izlemelerine engel olamayacaksınız ve o zaman, ehlisünneti zulüm temeline oturtan şia tezviratları kafaları allak bullak edecek.

Bu gayet munis, gayet dikkatle kurgulanmış film, bundan sonra olacakların ilk adımıdır. Bir gedik açıldıktan sonra gerisi kolay gelir. Bu filme, ülkemizin sınırlarından içeriye giren bir ideolojik şia truva atı gözüyle bakıyorum ben.

Dikkat edilsin: Biz Yahudiliğe saygı duyduğumuz halde, Yahudiciliğe (Siyonizme) yeryüzünün en büyük tehlikesi olarak karşı çıkıyorduk. Şia ile şiacılık arasındaki fark da benzerdir. Aynı mantığı sünnicilik için de kullanabilirsiniz ve sünniliği dayatmak adına kan dökecekler vardır elbette. Ama hiç bir zaman ehlisünnet, kini, düşmanlığı, şia gibi mezhebin varlık sebebi yapmamıştır. Halbuki sünnilerden Hz. Hüseyinin intikamını alma boyutunu kaldırırsanız, ortada neredeyse şia diye bir mezhep kalmaz.

Bunları yazmakla ben şia düşmanlığı yapmıyorum. Şiayı sünni düşmanlığını terk etmeye çağırıyorum. Biz ehli sünnet, bazılarını hak kabul etmesek de, mezhep düşmanı değiliz. Yani bize mezhebimiz, filan mezheplerin düşmanlığı tarzında verilmiyor. Biz şiaya intikam hissiyle, öfkeyle, nefretle bakmıyoruz. Ehlisünnet bu değil. Fakat şia bunun tam tersine, varlığını sünni düşmanlığına bina etmiş bir mezheptir. Sünni düşmanlığını bıraktığı anda şialığı da bırakmış olur. Milletimize bunu öğretmediler.

14 asır önce Hz. Hüseyin’i ve peygamberimizin sair torunlarını şehit eden canileri, onlar güya sünni imiş diye değerlendiriyorlar ve o gelenekten gelen bütün ehlisünneti o cinayetlerin suçlusu görüyorlar. Her sünniye Yezit diyebiliyorlar yüreklerinde.  Bu yüzden şianın hele de bazı kolları nezdinde ehli sünnet, kafirlerden daha korkunç düşmandır. Bunun böyle olduğunu, sahabelere küfreden bir çok şia hocasının vaazlarından anlayabiliyoruz.

Bazı şianın ilahlaştırdığı Hz. Hüseyin’in canice şehit edilmesinin  intikamını ehli sünnetten almaya yıllar içinde şartlanmış, bu şarlanmışlığı din haline getirmiş bir mezhep var Doğumuzda. Irakta ehlisünet üzerine savaşa hangi sloganlarla gittiklerini ve savaş eğitimini hangi sloganlarla yaptıklarını görmüyor musunuz siz? Fırsatını ele geçirince, sırf sünni olduğu için Müslümanı yakaladığı yerde diri diri kesebilen ve daha kalbi kütür kütür atarken kaburgaları arasından çıkarıp ağzına götürecek kadar, ibadet ettiği zannıyla vahşileşebilen bir tablo ile karşı karşıyayız.

Bütün şia kolları böyle değil şüphesiz, ama tarihin intikamını Allah’ın adaletine bırakmak yerine bugüne taşıdıkları için onlar yeryüzünün en büyük tehlikesi haline geldiler. Fırsatını bulunca neler yapabileceklerini Irak’ta gördük. Bazı şia mezhepleri, Daeş zulmünden asla geri kalmazlar… Siz İran’ın bu zalimlikleri yapanlara azıcık olsun karşı koyduğunu gördünüz mü? Türkiye’nin resmi ideoloji edindiği bir mezhep yoktur; ama imamiye şiası İran’ın resmi ideolojisidir ve ne yazık ki takiyye itikadı da bu ideolojinin gereklerini gizlemektedir. Barış ortamında vahşilikleri bastırabilirsiniz; ama görüyorsunuz ki, İslam ümmeti dış güçlerin tezgahlarıyla  koşar adım bir mezhep boğuşmasına sürükleniyor ve buna karşı yeterince doğru bir politika göremiyorum.

♦ Filmin bir de her müminin ahıretine yönelik tehlikelerini hissediyorum ki, bu yönü de en az bu kadar ciddi buluyorum. Filmi izlemediğim için detaylarda ne tür yanlış yansıtmalar olabileceğini bilmiyorum.

Filmin tanıtım videosunda Peygamberimiz kucaktaki ve kundaktaki bebek olarak canlandırılıyor. Tek başına bu sahneler bile yüreklerdeki pegyamber imgesine hançer saplamaya yetecek kadar tehlikelidir.

Bu film izlenirken yaşanabilecek olumlu duygu titreşimlerini hissedebiliyorum. Etkileyici görselli Amerikan filmlerinde yaşandığı gibi… Fakat sinemadan çıktıktan sonra geride ne kalacak? Allah’a imanımız ve ilahi ahlaka bağlılığımız nasıl etkilenecek? •Filmdeki tarihi gerçekliğe ve bizim inancımıza uymayan veya yapımcının hayallerini temsil eden türlü yansıtmaları bir yana bırakıyorum. •Bir sürü iğrençliğin izlendiği o aynı ekranın bir katmanında Peygamberimizin filmi yerini alacak zihinlerde… Sonra? •Bir dünyevilik kaplayacak yüreklerdeki din algısını… Bu dünyevilik günler geçtikçe ikiye çatallanacak gönüllerde… •Çatalın bir yanından gidenler, filmin odağında Allah’ı değil de Peygamberi gördüğü için, Peygamberini gide gide ilahlaştıracak. •Diğer yanından gidenler de, orada animasyonlarla bir efsane izlediğini değerlendirecek ve bu efsane algısı gide gide, dinin bir tarihi şahsiyetin veya şartların uydurması olabileceği zannını besleyecek. •Bu arada da bir çok samimi mümin, Peygamberine her salavatında ve her anmasında o kundaktaki bebeği görecek zihninin önünde ve Allah’ın elçisi olma makamıyla bağdaştıramadığı o manzaraya karşı, kendi zihniyle debelenip duracak. Ben filmin daha fragmanında dahi kendini belli eden bu tehlikelere Çağrı filminde tanıklık etmemiştim.

Dostlarıma bu filmden sakınmalarını öneriyorum. Dostlarıma, peygamberimizin resmi, görüntüsü, videosu yerine konacak her türlü tasarım ve canlandırmayı zihinlerinde sokmaktan sakınmalarını öneriyorum. Kendi maneviyatlarını korumak adına bu saygıyı bütün peygamberlere de göstermelerini öneriyorum. Hiçbir kimse Allah’ın elçilerini temsilen oyun oynamamalıdır. Hiç kimsenin Allah’ın elçilerinin imajını kendi bedenleri üzerinden insanlığa sunma hakları ve hadleri yoktur. Bunu yapmak, Allah’a da, elçisine de saygısızlık olur.

Dr. Muhammed Bozdağ
https://www.facebook.com/drmuhammedbozdag/posts/1254856814577709

(Not bu yazı, yukarıdaki facebook paylaşımında yoğun bir hakarete uğradı ve ben fitne çıkarmakla itham edildim. Korunmak isteyen samimi kardeşler, takiyyeyle gizlenen Şia itikadını az da olsa anlamak için şu videoyu izleseler yeter: https://www.youtube.com/watch?v=DQdqQ8bHNjg