Dua kaderi değiştirir mi? Yoksa biz alnımıza yazılmış senaryoları mı oynuyoruz?

26629
Aşkla İmtihan

Kısa cevap: Dua geçmişi, şimdiyi ve geleceği değiştirir. Geçmişin günahlarını affettirir. Şimdinin belalarından kurtarır ve geleceğin rahmetinin artmasına vesile olur. 

Ama bu durum, duanın kaderi değiştirmesi anlamına gelmez. Çünkü kader milletin zannettiği şey değildir. Kader Allah’ın önceden yazdığı ve bizim mecburen oynadığımız bir senaryo değildir. Bu kadercilik  zannı insanı rüzgarın önündeki samana benzeten batıl cebriyeci kader anlayışıdır. Ehlisünnettin kader anlayışı şudur:

Kader Allah’ın ezeli ve değişmez bilgisidir. Allah her şeyi bilir. Bir şeyi sonradan öğrenmek veya bilgisini değiştirmek gibi bir yetersizlik Allah’a yakıştırılamaz. Ancak Allah’ın her şeyi bilmesi cebriyecilerin sandığı gibi önceden belirlemesi anlamına da gelmez. Mutezilecilerin Allah’ın geleceği bilmediği iddiası da yanlıştır. Burada orta ve doğru noktada, düz düşünen aklın anlamakta zorlandığı düğüm Allah’ın ezeli olmasının zamanla ilişkisidir. Yani Allah’ın zaman ve mekan üstü ve dışı olması ve bu sayede zamansızlık düzeyinden bakınca tüm zamanları birden bilmesidir.

Bu açıdan, başımıza gelenlerin temeli bizim dua ve çabamıza dayanır. Allah dua ve çabamıza bir karşılık takdir eder ve zamanı gelince de onu yaratır. Bu da bizim kaderimiz olur. Şimdi değişik anlatımlarla biraz açalım bu özetlediğimiz meseleyi…


Kader doğru anlaşılmayınca tuhaf sorular çıkıyor karşımıza… Başıma gelecek olan alnıma yazılmış bir kader ise, dua ile  o kaderi değiştirebilir miyim? Kiminle evleneceğim zaruri bir kaderle oluyorsa eşimi değiştiremeyecek miyim? Oysa neyi değiştireceksiniz? ne olacağınız belli değil ki? Kaderi yaşama süreci, belli olmayan bir şeyi belli bir şene dönüştürme sürecidir, belli bir senaryoyu oynama süreci değil.

Düşünen akla şunu sormalıyız: Kardeşim, sen senin iraden dışından belirlenmiş bir kadere mahkum musun? Senin başına gelecek her şey senin iraden dışında yazılmış da, sen onları mecburen yaşayacak mısın? Böyle bir kadere inanıyorsan dayanağın ne? Kader de, günah da sevap da dini kavramlar. Şayet böyle olsa sen günahlarından sorumlu olur musun ve sevapların için ödüllendirilmen adil olur mu?

Yüce Yaradan günahtan sakındırıyor bizi ve hayra teşvik ediyor. Şüphesiz biz insana doğru yolu gösterdik. İster şükredici olsun ister nankör.” (Dehr, 3) ayeti özgür irademize işaret etmiyor mu? “İnsan için ancak çalıştığı vardır.” (Necm, 39) ayeti özgür irademize işaret etmiyor mu? Bizim kaderimizin sevap ve günah vesilesi olan boyutlarının çabamızla belirlendiğini izah etmiyor mu? Öyleyse, “dua kaderi değiştirir mi? sorusunu nasıl cevaplayacağız?

Dua-kader tartışmalarıyla ilgili kuşatıcı bir yaklaşım: “Dua geleceğimizi değiştirir. Geleceğin değişmesi kader bilgisinin değişmesi anlamına gelmez.”

Kader yüce Allah’ın bilgisidir ve Allah ezelidir, zaman ve mekân dışıdır. Kader bilgisi evren doğmadan da, kıyamette de sonsuzlukta da aynen var olacak. Kaderden kastımız, evrenin yaradılışından cennet cehennem yolculuğuna kadar tüm zaman-mekân akışını içeren olacaklar bilgisidir.

Kaderi anlamadan bu soru sorulamaz. Kader, yani Allahın bilgisi değişmez. Allah sonradan düşünmemiş, sonradan algılamamış, sonradan öğrenmemiştir. Tüm sonradanlıklar eksiklikten doğar ki, Allahın bilgisi, kudreti, iradesi mutlaktır. Allahın zamansız-mekânsız zatı için öncelik, sonralık imkânsızdır. Allah sadece tecellisiyle önceden ve sonradandır, zatıyla değil.  Zatının önceliği sonralığı imkânsız olanın bilgisinin önceliği sonralığı da imkânsızdır.

Böyle düşününce, yeni bir soru geliyor. Kader bilgisi değişmeyecekse, geleceğim de değişmeyeceğine göre neden çalışayım veya benim suçum ne? Bu soru da bir mantık oyunudur.

Ne değişmeyecek? Siz Allahın bilgisini mi biliyorsunuz? Yani kötü bir gelecek yaşayacağınızı biliyor da, bunu mu değiştiremeyeceğinizi varsayıyorsunuz? Bilmediğiniz-bilemeyeceğiniz bir geleceği değiştirmekten nasıl söz edebilirsiniz?

Muhammed Bozdağ Dua
Muhammed Bozdağ Dua

Tamam da, Allah önceden biliyor ya, belli ya… O hayalen ve mantıken bildiğimiz belli olan şey…

Bu sözde de sorun var: Allah’ın bir şeyi önceden bilmesinden söz edilemez; çünkü O evvel-ahir, zahir-batın olarak tecellisiyle tüm âlemi kuşatan, zatıyla zaman-mekân dışı bir varlıktır. O ne önceden bilir, ne de sonradan, o uzay-zamanın dışından bilir. Sorunumuz, uzay-zamana kilitli mantığımızın bu durumu anlayamaması, ısrarla Allah’ı zamanın içine çekip önceye, sonraya kaydırmaya çalışmasıdır. Balık suyu anlamaz, evrenin sadece varlığına tanıklık eden, yokluğunu ancak küçük yok oluşlarla kıyaslayarak ve hayalen tahmin edebilir.

Mantığın anlamadığı bu durumu açıklamak için küçük bir ışık sunacağım –ki detaylı tartışmasını Sonsuzluk Yolculuğu kitabımda yaptım: Allah öyle bir kudrettir ki, O bir şey irade ederse, sadece “ol der ve hemen olur.”  Bu açıdan aslında tüm evreni irade etmiş, evren de olmuştur. Hem de tüm evren ve birden ve zamansızlığın içerisinde yaşanan zaman formunda… Bu ol deyip olması, Allahın varlığına göredir; bize göre ise “o bir anda olan” hala olup gidiyor, çünkü aslı bir an olan şey dev bir uzay-zaman akışıdır.

Bunu da anlatabilmek için küçük bir mantık paylaşacağım: Allah öyle bir kudrettir ki, zamansızlık içinde bir anın uzay-zamanını yaratır ve o bir anlık uzay-zamanın içerisine milyarlarca yıl sığdırır; o yılların bir köşesine de farklı uzay-zamanlar yerleştirir. Nihai balonun zamanı bir an, içindeki ise milyarlarca yıldır. Bir anlık dış balon söndüğünde, içinde aynı anda milyarlarca yıl yaşamış balon da ömrünü tamamlamış, onunla birlikte sönmüştür.

Zaman sanıldığı gibi evren ötesi bir sabite dayandırılabilecek bir ölçü değildir. Bir evren düzeyindeki göz açıp kapama süresinde, öteki evrende binlerce yıl yaşanabilir. Bu farklılığa yol açan, mekânın en derindeki tekrarlanma-değişim hızıdır. Zaman algısı da, zaten olay kesitlerinin bilinçte algılanma yoğunluğuna göre oluşur.  Bu evrende zamanı belirleyen, maddeyi oluşturan ışığın hızıdır ve bu hız değiştiğinde bilimsel zamanlar değişir; farkındalık değiştiğinde de algılanan zamanlar değişir. Mekân yoksa zaman da yok olur. Mekânsız bir varlığın bir saniyesinden söz edilemez.

Ruhu anladıkça, farklı zamanların tek bir bilincin şimdi zamanında nasıl toplanabildiğini daha net hissedebiliyoruz. Ruh sayesinde insan asırlar öncesinin gerçeğini asırlar sonrasının hayaliyle, şu andaki mekândaki verileri, dünyanın pek çok mekânındaki verileriyle tek bir idrakte birleştirebiliyor. Hepsini şu andaki bilinçte yaşayabiliyor. Ruh madde zindanında hapsolduğu halde geçmiş geleceği bu kadar yaklaştırabiliyorsa, bir de mutlak bağımsızlığını hayal edin.

Bu kadarcık bilgi yetmeyecek biliyorum.. Belirttiğim kitaba başvurabilirsiniz. Şunu söyleyeceğim bu bağlamda: Kaderin bu muhteşem derinliğini anlamadan kaderden söz etmek, kaderle ilgili tartışmalar yapmak insanı mantıklı ve ikna edici bir sonuca ulaştırmaz.

Dönelim soruya… İşte bir anın içindeki bu uzun serüvenli uzay-zamandaki insanın geleceğinde duasının büyük rolü vardır. Allahın ezeliyetten bildiği, sizin yarın, ötekinin bin yıl sonra ne isteyeceğidir. Bu açıdan duanın kaderi değiştirmesi değil, duanın ilahi kabul üzerinden kaderi biçimlendirmesi demek anlamlıdır. Peygamberimiz (asm) duanın geçmişe ve geleceğe etkileri olduğunu söylerken bu anlamı ifade etmiştir. Geçmişteki günahlarınızın affedilmesine, bu yolla da kötü geçmişin yol açacağı gelecekteki musibetlerin temizlenmesine vesile olması yani..

Buradaki değişme de, bu aşaması itibariyle ezeli kader değildir. Şu kast ediliyor: Kader Allahın olacaklara dair bilgisidir, ama bu olacaklar serüveni kuralsız, ilkesiz, şartsız seçilmemiştir. Bunlara, kaderi, yani nihai ilahi seçimi-iradeyi biçimlendiren ilahi ilkeler diyelim… Peygamberimiz (asm) ve Kuran bunları açıklıyor.. Şükürsüz fakirleşir, anne-babaya isyan edenin bereketi, ömrü azalır vs. İlahi ilkeler açısından, geçmişte yaptıklarımız, gelecekte başımıza gelmesi gereken bir dizi alternatifler oluşturur. Biz bugünü değiştirdikçe gelecekteki alternatifleri de bize emrettiği ilkelerine göre Allah değiştirir. Her insan geçmişinden etkilenen alternatiflerle dolu bir gelecek bilgisiyle yaşamayı sürdürüyor. Bu sistemi Ruhsal Zekâ kitabımın son bölümünde açıkladım.

Adam zinaya dört nala gidiyor. Bir ay sonra düşecek ve o gün de bir kazada ölecek diyelim. Yaptıkları ilahi ilkelere vurulunca, geçmişi yüzünden bu geleceğe layık olmuş. Bu aşamadaki bilgi yazılıdır, akış düzeni açısından kayıtlarda mevcuttur. Bunları ilahi izinle rüyalarda vs görmek mümkündür. Muhtemeldir ki melekler de bu aşamadaki bilgiye muttalidir. Ancak bunlar yazılıp silinir, değişir, yenilenir.

Aynı kişi, bugün çok içten tevbe etti, işte bunu yapacağını, nurani genişlikle de olsa zamanın içinde yaşayan melekler bilemez, bugün veya şu an insanın iradesiyle ne yapacağını sadece mutlak zatıyla mahlûk âlemin ötesinde olan Allah bilebilir. Kuantum fiziği açısından, zamanın içindeki bir varlığın bir saniye sonrasını tahmin dışında bir yolla bilmesi imkânsızdır.

Dolaysıyla kişinin başına şunların bunların geleceği yazılarda belli olsa da, onlar geldiğinde ne yapmayı seçeceğini zatıyla zaman-mekân dışı olan Allahtan başkası bilemez.  Nihayet tevbesi kabul edildi ise, gelecekte layık olduğu o yazılı durum ortadan kalkar, ilkeler açısından önünde yeni alternatifler konumlanır; adeta geleceği yeniden yazılır.

Kader dediğimiz nihai, ezeli bilgi ise bu sürecin tamamını kapsar. Başına gelmeye hazırlananları da, onlardan değişecek olanları da.. Dua edeceğini de, tevbe edeceğini de vs.. Allah ezeliyetten bilir.

Sonuç olarak kader yani Allahın bilgisi değişemez, çünkü sınırsızdır; çünkü zaman-mekân türünden değildir; zaman-mekânda olan olmayan, olacak olmayacak, değişecek değişmeyecek her şeyi kapsar.

Şüphesiz bu sürecin her adımı insanın iradesine bağlanmamıştır. Yığınlarca olay insan iradesiyle ilgisiz gerçekleşir; hayata, ilahi izne bağlanan binlerce irade, zaman, mekân vs dâhil olur.

Ancak, burada herkes kendi iradesini bilir. Zaten herkes de sadece kendi iradesiyle seçtiğinin şimdi veya gelecekteki doğrudan veya dolaylı sonuçlarından sorumludur.  Belki bu yazı geçmişteki meraklarınızın kabulü nedeniyle karşınıza çıkarıldı. Ama, şimdi bu cümleleri kesinlikle özgür iradenizle okudunuz. Neyi isteyerek, neyi istemeyerek yaşadığınızı, neye yaptıklarınızın, neye başka şeylerin yol açtığını kolaylıkla ayırt edebilirsiniz. Kaderi iyi anlamadan insan özgürlüğünü kader ekseninde mantığa vurmak her düşüneni doğru kavrayışa sürüklemeyecektir.

Öyleyse doğru ifade şudur: Dua geleceğimizi değiştirir. Geleceğin değişmesi kader bilgisinin değişmesi anlamına gelmez. Zira kader=geçmiş-gelecek değildir; zaman-mekân üstü ezeli bilgidir. Dua ederek veya tutum değiştirerek  gelecekteki belirlenmiş tehlikeden korunmuş isek, bu da kaderde mevcuttur. Muhammed Bozdağ