Büyüklerimiz bizi özlüyor mu?

963
Sevgi Zekası
Sevgi Zekası
Aşkla İmtihan

Büyüklerimizi özlemde mi bırakıyoruz?

23-Ekim-2007

Sevenleriniz sizin yüzünüze, sesinize hasrettirler; bakışınıza, gülüşünüze, esenliğinize tanıklığa, torunlarına hasrettirler.

Dr. Muhammed Bozdağ

Şimdi sizi çok özlüyorlar!

Bir an için 70’li yıllarınızda kendinizi görmeyi deneyin.

Aynalar artık gözlerinizi gülümsetemiyor. Yıllar yüzünüzde ıstırabınızdan birer çizgi bırakıp göçmüş. Omuzlarınız çökmüş, elleriniz titriyor. Şansınız varsa, huzurevinde değilsiniz; emeklisiniz ve yaşlı eşinizle birlikte hayata tutunuyorsunuz. Yüreğinizi albümlerinize bakarak serinletiyorsunuz.

Dünya sizi eskisi gibi heyecanlandırmıyor. Sonsuzluğa çok yaklaştınız. Kalbiniz artık dünya malı saplantısını çocukça ve anlamsız buluyor. Hayatta sevgiden ve vefadan başka her şeyin boş olduğunu görüyorsunuz.

Evliliğinizin ilk yıllarında eşinize koşarak kapıyı açar, selamlaşır, kucaklaşır ve tatlı sözlerle birbirinize iltifat ederdiniz. Birbirinizi sevindirmek için yarışır dururdunuz. Sofranızdaki çatal bıçak sesleri, çocuklarınızın neşeli çekişmelerine karışırdı.

Meltem’in doğduğu günkü heyecanınızı unutamıyorsunuz. Ardından Mehmet, sonra da Kamil doğmuştu. Geceleri her biri binlerce kez uykularınızı böldü. Kucağınızda, sırtınızda taşıdınız. Sevdiniz ağladılar, giyindirdiniz kirlettiler. Hastalandılar ve nice gece yarılarında hastane kapılarında sabahladınız eşinizle birlikte. Solgun bakışlarına dayanamazdınız.

Hayatınıza anlam veren en büyük üç servet bu çocuklardı. Bu üçünün mürüvveti için tüm servetinizi harcamaya, gerekirse yaşamaları uğrunda ölmeye hazırdınız.

Meltem’i evlendirdiniz. Mutluluğu en büyük coşku kaynağınız oldu. Kamil ise okudu, mühendis çıktı ve uzaklarda iş buldu. Ocağınızın neşelerini birer birer yuvanızdan kaçırdınız. Yeniden yalnız düştünüz.

Meltem ta Alamanyalara gitti. Kamil ise gitti gideli yıllardır sesinin tınısı kalbinizde tütüyor. Ya Mehmet! Okudu ve tam hayata tutunacakken vatan hizmetine gönderdiniz. Bayramda gelecek diye aylardır hazırlık yapıyordunuz. Mehmet’inizi vatan hizmetinde kaybettiğiniz o günün ıstırabını yıllarca silemediniz kalbinizden. Yine bayram bugün. Başkalarının Mehmet’i var; ama sizinki hiç gelmeyecek.

Geçen yıl gibi bu yıl da ümit ediyorsunuz. Belki Meltem dünya işlerinden biraz boşluk bulur da eski günlerin heyecanını kalbinize yaşatır. Belki Kamil şu hasretinizi birazcık dindirmek uğruna işlerine ara verir diye umuyorsunuz. Torunlarınızı düşününce gözleriniz doluyor.

Aylardır her gün kulağınız telefondaydı. Çalınca koşuyor, ama özlediğiniz sesleri duyamayınca ağlamaklı oluyordunuz. Bir umutla bayrama ulaştınız. Belki bugün, eski vefakâr evlatlar gibi ansızın habersiz çıkıp gelecekler. Ama kimsecikler gelmiyor.

Yaşlılık yıllarınızı böyle yaşamak ister misiniz? Fani dünya kazançları, anneyi babayı, dedeyi ve nineyi böyle mahzun bırakmaya değer mi? Vefa bu mu? Şimdi nerede anne babanız? Çocukken günde yüz kere hizmetinize koşanların şimdi yılda kaç kez huzurlarına varıp gönüllerini serinletiyorsunuz?

Bu fırsata bir daha sahip olamayabilirsiniz. Bir dahaki bayrama ansızın dünyadan ayrılış haberlerini almanız mümkündür. Yıllardır ihmal ettiğiniz vefayı sonsuza dek gösteremeyebilirsiniz. Gün gelir, hayat ağacınızın tüm kökleri kurur. Yetimliğinizle baş başa kalırsınız.

Bu bayramda hiçbir işinizden büyüklerinizi sevindirmekten değerli bir servet kazanamazsınız. Parlak ve buğulu bakışlarla yapacakları dualar, ailenizin huzuruna ve çocuklarınızın başarısına dönüşecek.

Bugün, varlığımızdan başka bir serveti olmayanların sevindirilmesi gereken gündür. Anne baba yoksa amcayı halayı, onlar yoksa diğer akrabaları ve mümkünse hepsini de hatırlayabilmeliyiz. Dinimize göre sıla-i rahim ömrü uzatır.

Sevenleriniz sizin yüzünüze, sesinize hasrettirler; bakışınıza, gülüşünüze, esenliğinize tanıklığa, torunlarına hasrettirler. Hiçbir şey özellikle anne babanızı, sizi yanlarında görmekten çok sevindiremez.

Sevgi Zekâsı kitabımızdan bir alıntıyla noktalıyorum: “Hiç kimse bizi annemizden daha içten ve karşılıksız sevmemiştir. Yıllar geçti de anne-babamız sadece veren el, bizler sadece alan el olduk. Herkes herkesi unutabilir de, sadece anne-baba ölünceye kadar evladını sayıklar.”

Star Gazetesinin 12/10/2007 tarihli Mola Ekinde yayınlanmıştır.